TIP LİTERATÜRÜNDEN ÖZETLER

Derleyen: Prof. Dr. KAYNAK Selekler

TIP LİTERATÜRÜNDEN ÖZETLER

TIP LİTERATÜRÜNDEN ÖZETLER

Derleyen: Prof. Dr. KAYNAK Selekler

 

ORTA YAŞLARDAKİ BELLEK BOZUKLUĞU ve BEYİN KÜÇÜLMESİ ERKEKLERDE KADINLARDAN DAHA FAZLA

ABD Mayo Klinikte yapılan bir çalışmada, orta yaşta ve yaşlılık süresince erkeklerin, kadınlara göre, daha kötü belleğe ve daha düşük hacimli hipokampusa sahip olduğu bulundu. Fakat diğer bulgular, orta yaşlardaki bu hacim küçüklüğü ve bellek bozukluğunun Alzheimer hastalığının erken bir bulgusu olmadığını gösteriyor.

Araştırmacılara göre, bellek performansı ile hipokampus (bellek ile ilgili beyin bölgesi) hacmi birlikte 30 yaşından sonra düzenli bir biçimde azalıyor. Senil plakları oluşturan beta amiloid birikimi 70 yaşından önce başlamıyor. Orta yaşta başlayan bellek ve beyin hacmi kaybı amiloid (senil) plaklarla ilgili değil ve Alzheimer hastalığının erken evresini temsil etmiyor. Bu sadece normal yaşlanmanın sonucu.  Bunu artıran bir neden de birlikte beyin damar hastalığının bulunması.

Baş araştırmacı Dr. Clifford Jack’a göre “Orta yaşlarda bellek bozukluğu yaşıyorsanız, bu sizde her zaman Alzheimer hastalığı gelişeceğini göstermiyor. Bu herkeste görülebilen normal bir olay. Beyin 90 yaşında, diğer organlara benzer şekilde, 30 yaşındaki gibi çalışmıyor. Orta yaşta karşılaşılan bellek bozukluğu yaşlanmanın kaçınılmaz sonucu.”

Diğer taraftan erkekler, kadınlara göre, daha fazla bellek kaybı ve hipokampus küçülmesi riski taşıyor. Erkeklerde bu değişiklikler 40 yaşından sonra, kadınlara göre, daha fazla hızlanıyor. Araştırmacılara göre erkeklerdeki bu yüksek risk oranı, diyabet, hipertansiyon ve yüksek kolesterol düzeyi gibi vasküler (damarsal) risk faktörlerine erkeklerin daha çok maruz kalmasına bağlı. Ayrıca erkeklerde vasküler risk faktörlerine karşı östrojenin koruyucu etkisi yok. Kadınlar 40 yıl östrojenin koruması altında. Fakat bu sayılan risk faktörlerine önlem almak mümkün. Yaşam tarzı değişikliği ve risk faktörlerinin erken tedavisi bellek kaybına karşı alınabilecek önlemler.

Kaynak

JAMA Neurol. Published online March 16, 2015.

YEŞİL ÇAY ZİHİNSEL YIKIMI AZALTIYOR

Japonya’da yapılan bir çalışmaya göre, çok miktarda yeşil çay tüketimi hafif bilişsel bozukluk ve demans riskini azaltıyor. Aynı etki siyah çay ve kahvede görülmüyor.

Çalışma, Japonya’nın Nakajima şehrinde yaşayan, zihinsel olarak normal olan 60 yaşından büyük kişilerde 2007-2008 yıllarında başlatılıyor. Katılanlara zihinsel fonksiyonların değerlendirilmesi için iki test (mini mental durum muayenesi ve “CDR skalası” isimli testler) yapılıyor. Ayrıca kan testleri (APOE genotipi dahil) uygulanıyor. Başlangıçta kişilerin yeşil çay, siyah çay ve kahve tüketimleri değerlendiriliyor. Katılanlara ne sıklıkta (hiç, günde/haftada 1-6 kez veya her gün) yeşil çay içtiği soruşturuluyor. 2011-2013 yıllarına kadar,723 katılandan 490’ı çalışmayı tamamlıyor.

2007-2008 ile 2011-2013 yılları arasında yapılan takipte, günde/haftada 1-6 kez veya her gün yeşil çay içenlerde hafif bilişsel bozukluk veya demans riskinin düşük olduğu bulunuyor. Aynı etki günde/haftada 1-6 kez veya her gün siyah çay veya kahve içenlerde gözlenmiyor.

Yeşil çay da,  siyah çay da aynı bitkiden elde ediliyor. Farkları işlenişlerinde. Siyah çay yaprakları oksijene maruz bırakılarak kimyasal reaksiyonlara izin verilir ve okside edilir. Yeşil çay yapraklarında ise soldurma ve kurutma işleminin süresi oldukça kısadır. Siyah çaya uygulanan oksidasyon iki çay arasındaki renk ve tat farkının ana nedenidir.

Araştırmacılar yeşil çay içmenin zihinsel yıkım riskini azaltmada yararlı olabileceğini belirtiyor. Daha önce yapılan çalışmalarda bu içeceklerin içerdiği “polifenol”lerin koruyucu etkisi olabileceği kaydediliyor. Yeşil çay ayrıca, “epigallo catechin 3-gallate”, “myricetin”, ve askorbik asit (C vitamini) ihtiva ediyor ve bunların sinir sistemini koruyucu etkileri olduğu daha önceleri bildirilmiş.

Çalışmayı değerlendiren diğer bir araştırmacıya göre, her ne kadar bu çalışmada sadece yeşil çayın etkili olduğu kaydedilse de, siyah çayı ve kahveyi hemen berteraf etmemek gerekir. Kahvenin Parkinson hastalığı ve demansta koruyucu etkileri olabilir.

Kaynak

Medscape Medical News : AD/PD 2015: International Conference on Alzheimer’s and Parkinson’s Diseases. Abstract 932. Presented March 19, 2015.

 

YAŞLANMAYI ÖNLEMEK MÜMKÜN MÜ?

Yeni sınıf anti-aging ilaçlar, Mayo Clinic ve Scripps Researche Institute de çalışan bir grup araştırmacı tarafından keşfedildi. İlaçlar farelerde fiziksel güçsüzlüğü azaltıyor, kalp fonksiyonunu iyileştiriyor ve sağlıklı yaşlanmayı sağlıyor. İlaçlara “senolitikler” ismi veriliyor. Bunlar, bir kanser ilacı olan “dasatinib” (kutu ismi:Sprycel) ile antihistaminik ve antienflamatuvar etkileri olan nutrisyonel suplement “quercetin”. Senolitik ilaçlar eğer klinikte kullanıma geçilirse, birçok yaşlanmaya bağlı kronik hastalık ile sakatlığı geciktirip iyileştirebilecek.

24 aylık yaşlı farelere her iki ilaç birden verildiğinde beş günde kalp fonksiyonları iyileşiyor. Kalbin ne kadar kalp pompaladığının ölçümü, ejeksiyon fraksiyonu %10 artıyor. Tek bir dozla yedi ay süresince, radyasyon verilen farelerde tredmil performansıyla ölçülen eksersiz kapasitesi çoğalıyor. Farelerin sağlıklı ömrü, normallere göre altı kat artıyor.

Muhtemelen yaşlanma hücrelerinden salınan bazı maddeler rejenerasyonu önlüyor. Eğer bu etkenler ortamdan uzaklaştırılabilirse, yaşlanma hücrelerinin  pozitif etkileri olabilecek. İnsanlarda klinik uygulamaya bir-iki yılda başlanabileceği umuluyor.

Bu çalışma ömrü uzatmada kullanılabilecek heyecan verici yeni bir strateji. Fakat ihtiyatlı olmak lazım. Çünkü daha çok çalışma yapılması ve uzun süreli etkilerin gözlenmesi gerekiyor.

Kaynak

http://www.utsandiego.com/news/2015/mar/09/aging-scripps-mayo-senolytics/

 

 

ULTRASON İLE ALZHEIMER TEDAVİSİ

Avusturalya Queensland Üniversitesi’nden bir grup bilim insanı ilaç kullanmadan ultrasonla Alzheimer hastalarının beyninde biriken toksik protein beta amiloidi beyinden çıkaran, oldukça ucuz yeni bir tedavi yöntemi geliştirdi.

Şimdiye kadar birçok tedavi, beyindeki bozukluğu ve bellek yıkımını başlattığı düşünülen beta amyloid proteinin üzerine odaklanmıştır. Avusturalya’dan bir araştırmacı grubu aynı şeyi farelerde ultrason kullanarak başardılar. Teknik, ultrason ile kan-beyin bariyerini geçici olarak açan mikrotübüllerin(*) birleştirilmesinden ibaret. Özünde yöntem, ultrason dalgalarının  migroglial(**) hücrelerin beta amiloidi hazmetmesini ve beyinden uzaklaştırılmasını temin ediyor. Her hangi bir toksik etkisi ve komplikasyonu olmadan farelerde belleğin iyileşmesini sağlıyor. Alzheimer modeli uygulanan farelerdeki bellek bozukluğu tedaviden sonra normal farelerin düzeyine dönüyor. Araştırmacılar, bu yöntemin gelecekte tedavi yaklaşımlarını değiştireceğini ileri sürüyor.

Araştırma farelerden sonra diğer hayvanlarda, daha sonra da insanlarda devam edecek. Sonuçların iki yılda alınacağı belirtiliyor. Yöntem beyinde toksik protein biriken

-Alzheimer’den başka- diğer nörodejeneratif (sinir sisteminin yozlaştıcı) hastalıklarında da deneniyor.

(*)Mikrotübüller: Hücre iskeletini oluşturan yapılardan olup, reseptörleri tutarlar veya serbest bırakırlar. Uzun, içi boş silindirik protein yapılardır.

(**)Migroglia: Merkezi sinir sisteminde bulunan makrofajlardır. Bu koruyucu fagositik hücreler  zehirli maddeleri, parçalanmış hücreleri, atık ürünleri ortamdan kaldırır.

Kaynak

Sci Transl Med 11 March 2015:
Vol. 7, Issue 278, p. 278ra33
Sci. Transl. Med. DOI: 10.1126/scitranslmed.aaa2512

 

ALZHEIMER HASTALIĞINI EN ERKEN EVREDE GÖSTEREN YENİ BİR TANI YÖNTEMİ

Halen Alzheimer hastalığını, en erken evresinde gösteren bir yöntem yok. Halbuki hastalığın klinik belirtiler ortaya çıkmadan, beyinde 15-20 yıl önce başladığı biliniyor. Hastalığın bu en erken devresinde tanınması ise, erkenden tedaviye başlanması bakımından  çok önemli.

Northwestern Universitesi’nden bir grup bilim insanı ve mühendis, canlı hayvanlarda hastalığı daha belirtiler ortaya çıkmadan, erkenden gösteren bir MR tekniği geliştirdi.

Bir antikorla birlikte nano-yapılı (magnetic nanostructure -MNS)  probu olan bu MR sistemi, hastalığı başlatan sebep olarak gösterilen beta amyloid oligomerlerini erkenden ortaya koyabiliyor. Bu yöntem bilim insanlarına uygun ilaç tedavisinin izlenmesini de sağlayabilecek. Erken bulgular ayrıca, MR probunun toksik proteini kelepçeleyip, daha fazla hasarını önleyerek bellekte düzelme yapabileceğini de gösteriyor. MNS-MR sistemi ayrıca kanser teşhis ve tedavisinde de kullanılıyor.

Beta amyloid oligomerleri (birden fazla amiloid proteininden oluşur) halen hastalığı başlatan ve zihinsel bozukluklara neden olan baş suçlu olarak kabul ediliyor. Oligomerler sinir hücreleri ile hücreler arası bağlantı (sinaps)lara hücum ederek sonuçta beyinde harabiyete neden oluyor. Zamanla oligomerler birbiriyle yapışarak senil (amiloid) plakları oluşturuyor. Bu süre on yılı aşıyor. Oligomerler beyinde diğer patolojik değişiklikler başlamadan hastalığın en erken evresinde oluşuyor.

MNS-MR probu Alzheimer oluşturulmuş farelerde ve kontrol grubu farelerde burun yoluyla (intranasal) uygulanıyor. Alzheimer’li farelerde, hipokampustaki oligomerler açık bir şekilde gösteriliyor. Kontrol grubunda ise bu bulgu gözlenmiyor. MR probu ile tek doz alan hayvanlarda Alzheimer bulgularında iyileşme saptanıyor. Yöntemin sadece tanıda değil, tedavide de etkili olduğu kaydediliyor.

Canlı hayvan araştırması yanında yöntem, Alzheimer’li ve Alzheimer’siz (insan) beyin dokularında da çalışılıyor. Burada da sistemin Alzheimer hastalarında oligomerleri gösterdiği gözlemleniyor.

Kaynak

Nature Nanotechnology. 22 Dec,2014


Bu yazı 1.683 kez okundu.