TIP LİTERATÜRÜNDEN ÖZETLER (GÜZ 2017)

Prof. Dr. Kaynak Selekler

TIP LİTERATÜRÜNDEN ÖZETLER (GÜZ 2017)

Prof. Dr. Kaynak Selekler

KİM KORKAR ALZEIMER’DEN?

Alzheimer hastalığının gelişiminde stresin veya genetiğin rol oynadığına inanan insanlar, kendilerinin de hastalanmasından korkuyor.

“American Journal of Alzheimer’s Disease & Other Dementias” dergisinde yayımlanan çalışmada  ABD Michigan Üniversitesinden araştırmacılar, psikososyal ve bilişsel faktörlerin bir kişinin Alzheimer gelişme korkusunu  nasıl etkilediğini araştırdı.

Faktörleri daha iyi anlamak için araştırmacılar,  Alzheimer hakkında bilgi ve inançlara odaklanan bir çalışma modülünü tamamlayan ve 50 yaşından büyük 1,641 yetişkin hakkında bilgi topladı. Grubun yaklaşık yarısı erkek ve yarısı kadın, yaklaşık yüzde 80’i beyazdı. Grubun yaklaşık yarısı Alzheimer’li birisini tanıyordu: % 13’ü ya bir eş ya diğer aile bireyleri ya da yakın akrabaları hasta olan kişilerle doğrudan deneyim içindeydi.

Araştırmacılar katılımcıların Alzheimer hakkındaki korku düzeylerini ölçmek için bir takım testler yaptı.

Genç katılımcılar, 75 yaş ve üstü kişilerden daha fazla korku içindeydiler. En genç yaş grubu – 50-64 – en belirgin korkuya sahipti. Hastalıkla kişisel deneyime sahip olan insanlar, deneyimi olmayan kişilerden daha fazla korkuyordu.

Araştırmacılar katılımcılara stres veya genetiğin bir kişinin Alzheimer riskini artırdığına inanıp inanmadığını sordu. Etkenlerin riski etkilediğine kuvvetle inananlar, hastalığın en belirgin korkusuna sahipti. Bilişsel sorunları olanlar, belleklerinin hatalı olduğunu düşünenler ve depresyona eğilimi olanlar da Alzheimer’den daha fazla korku duyuyordu.

Eşin, diğer aile bireylerinin veya Alzheimer’li yakın akrabaya sahip olma, korkuyu arttıran faktörlerdi. Benzer şekilde, en genç grupta korkuyu arttıran bir faktör de başka bir hastalığı olan bir akrabaya sahip olmaktı.

Araştırmacılara göre bu bulgular, Alzheimer hastalığının erken teşhisine yönelik politikaları ve uygulamaları şekillendirmek için önem taşıyor. Çünkü hastalık korkusu bazı kişilerin, bellek sorunları üzerinde durmamalarına neden olabilir. Bu da ayrı bir araştırma konusudur.

Kaynak:

Allzheimer’s news today, june 16, 2017


BELLEK SORUNLARI DAİMA ALZHEIMER HASTALIĞI MI?

Birçok kişi unutkanlıktan endişe ediyor, unutkanlığın Alzheimer hastalığının ilk işareti olduğunu düşünüyor. Ancak bellek problemi olan herkes Alzheimer hastası değil.

Bellek sorunlarının diğer sebepleri arasında yaşlanma, tıbbi durumlar, duygusal sorunlar, hafif bilişsel bozukluk veya başka bir demans türü olabilir.

Bellekte Yaşa Bağlı Değişiklikler

Unutkanlık, yaşlanmanın normal bir parçası olabilir. İnsanlar yaşlandıkça beyin dahil vücudun her yerinde değişiklikler olur. Sonuç olarak, bazı insanlar yeni şeyler öğrenmenin daha uzun sürdüğünü, bilginin yanı sıra yaptıkları şeyleri hatırlamadığını veya bazı eşyalarını kaybettiğini fark edebilir. Bunlar genellikle hafif unutkanlık belirtileri olup, Alzheimer hastalığına ait ciddi bellek sorunları değildir. Normal sınırlarda sayılabilecek unutkanlıkla Alzheimer hastalığına bağlı unutkanlık Tabloda gösterilmiştir.

Tablo

Tıbbi Durumlarla İlgili Bellek Bozukluğu

Bazı tıbbi durum ciddi bellek sorunlarına neden olabilir. Tedaviden sonra bu sorunlar ortadan kalkar. Bellek problemlerine neden olabilecek tıbbi durumlar şunları içerir:

  • Beyin tümörleri, enfeksiyonları
  • Beyin damar hastalıklarına bağlı damar tıkanması (enfarkt) veya kanama
  • Bazı tiroid, böbrek veya karaciğer rahatsızlıkları
  • Kronik alkolizm
  • Düşme veya kazadan dolayı kafa travması
  • İlaç yan etkileri
  • Mineral ve vitaminlerden yetersiz beslenme

  

Bu sağlık sorunları mümkün olan en kısa sürede tedavi edilmelidir.


Duygusal Sorunlarla İlgili Bellek Bozukluğu

Stres, kaygı (anksiete) veya depresyon gibi duygusal sorunlar, bir kişiyi daha unutkan yapabilir.  Örneğin, kısa bir süre önce emekliye ayrılmış veya eşi, akrabası veya arkadaşını kaybetmiş birisi üzgün, yalnız, endişeli veya sıkılmış olabilir. Bu yaşam değişiklikleri ile uğraşmaya çalışmak bazı insanlarda bilinç sislenmesine veya unutkanlığa neden olabilir.

Duyguların neden olduğu unutkanlık genellikle geçicidir ve duygular değiştiğinde kaybolur. Duygusal sorunlar arkadaşlar ve aileler tarafından hafifletilebilir, ancak bu duygu bozukluğu uzun süre devam ederse, bir doktor veya danışmandan yardım almak önemlidir. Tedavi danışma, ilaç ya da her ikisini içerebilir. Aktif olmak ve yeni beceriler öğrenmek, bir kişinin kendisini daha iyi hissetmesine ve belleğini geliştirmesine yardımcı olabilir.

Kaynak:

https://www.nia.nih.gov/health/do-memory-problems-always-mean-alzheimers-disease

BELLEĞİ GÜÇLENDİREN GIDALAR VAR MI?

Belleği gerçekten iyileştiren gıdalar var mı? Bu, çok sayıda araştırmacı tarafından düşünülmüş gerçekten ilginç bir soru.

Aslında, beslenme ve bellek arasındaki bazı ilişkileri destekleyen önemli miktarda veri var. Araştırmaların büyük çoğunluğu genellikle Alzheimer hastalığı, beslenme yetersizlikleri ve yaşla ilişkili bellek kaybına dayanıyor olsa da, sağlıklı bir yetişkinin belleğini iyileştirmek için tüketebilecekleri gıdaların olduğunu gösteren bazı kanıtlar mevcut.

Verilere bakmadan önce, akılda tutulması gereken iki sınırlama var. Birincisi birçok araştırma hayvanlarda yapıldığı için, bu bilgilerin insanlara uygulanıp uygulanamayacağını söylemek zor. İkincisi, bellekteki gelişmeleri doğru bir şekilde test etmenin zor olması. Bunlar göz önünde bulundurularak, bu çalışmalar değerlendirilmeli.

Yüksek lifli gıdalarla beslenmenin yararları düşünülmesi gereken bir şey olabilir. Birçok çalışma elyaf seviyesi yüksek ve şekeri az gıda kaynaklarından veya az rafine edilmiş unla beslenmenin bilişsel performansın bazı parametreleri için uygun olabileceğini gösteriyor. Bunun işe yaramasının nedeni, yüksek lifli gıdaların sistemde daha uzun süre kalması ve rafine un veya şekerden yapılan gıdalara bağlı hızlı kan şekeri artışını önlemesi.

Günün en önemli öğünü belleği iyileştirebilir. Çalışmalara göre, yüksek proteinli bir gıda (yumurta, et, süt) ve yüksek lifli nişastalı (kepekli ekmek ya da yüksek lifli tahıl) gıdadan oluşan bir kahvaltı yapmak belleği geliştirebilir ve dikkati arttırabilir.

Bir çalışma, kahvaltılık gevrek tüketenlerin, nöropsikolojik test oturumlarının başında daha olumlu olduğunu, mekânsal bellek görevinde daha iyi performans gösterdiklerini ve test oturumunun sonunda “kahvaltı etmeyenlere” göre kendilerini daha sakin hissettiklerini gösterdi.

Bir başka çalışma, yumurta içerisinde bulunan kolin’in, nörotransmitter asetilkolin üretiminde faydalı olabileceğini gösterdi. Düşük asetilkolin seviyeleri Alzheimer hastalığıyla ilişkişlidir, bu nedenle beslenmede alınması yaşla ilgili bellek kaybını yavaşlatabilir.

Diğer bir konu yeterli meyve ve sebze tüketmek. Sosyal,cesur ve akıllı bir köpek olan “beagle”dan 70 tanesini içeren bir çalışmada, birkaç yıl antioksidanlardan zengin bir diyetle beslenen daha yaşlı köpekler, normal bir diyetle beslenen köpeklerden çok daha iyi görevler gerçekleştirdiler ve yeni hünerler öğrendiler.
Bunun insanlarda geçerli olacağını teyit etmek için hala araştırmalar yapılmakta. Ancak meyve ve sebze tüketmek için beklemeye gerek yok.

Belleği iyileştirmek için diğer bir gıda da balık. Temel omega-3 yağlarından yüksek gıdalar yenmeli. Omega-3 yağlarının sağlık için sayısız faydası bulunsa da, bu yağların bellek kaybını ve demansı engelleyip engellemeyeceğini test eden çalışmalar halen devam etmekte. En iyi kaynaklar: somon, uskumru, alabalık, ringa balığı, sardalya ve ton balığı gibi yağlı balıklar; keten tohumu, kanola ve soya fasulyesi yağları ve keten tohumu ile ceviz.

Su? Vücudumuzun % 60’ı sudur ve beynimiz de % 75 civarında su içerir. Suyun sağlığımızı etkileyebileceği açıktır. İçme suyunun belleğimizi geliştirdiğini gösteren hiçbir araştırma bulunmamakla birlikte, az miktarda dehidrasyon (su kaybı) bile bilinç bulanıklığına ve bellek problemlerine yol açtığı için yeterli miktarda su/içecek tüketmeli.

Bu yazının tümü, diyet rehberlerinin ne söylediğini desteklemektedir: bol miktarda meyve ve sebze, yüksek lif, düşük rafine un ve şeker ile dengeli bir diyet ve doymuş ve trans yağ yerine omega-3 yağlarından oluşan beslenme.

Kaynak:

“Prevention of dementia” UpToDate.com

ÇİKOLATA, BİLİŞSEL FONKSİYONLAR ve NOBEL

Bitki bazlı gıdalarda bol miktarda bulunan diyet flavonoid’lerinin, bilişsel işlevleri iyileştirdiği ileri sürülmüştür. Özellikle demans riski azalmış, bazı bilişsel testlerde performans artmış ve yaşlı hastalarda hafif derecedeki bellek bozuklukları iyileşmiş ve bilişsel işlevler, düzenli flavonoid alımı ile ilişkilendirilmiştir. Kakao, yeşil çay, kırmızı şarap ve bazı meyvelerde yaygın olarak bulunan flavonoidlerin bir alt sınıfı flavanol’lerin, yaşlanma ile ortaya çıkan bilişsel performansdaki düşüşlerin yavaşlatılmasında veya tersine çevrilmesinde etkili olduğu gözlenmiştir.

Flavanoller, diğer gıdaların yanında, bitter (koyu renkli) çikolatada da bulunur. Çikolatanın temel maddesi kakaodur.

2011’de genç yetişkinlerde yapılan bir araştırma, bitter tüketen kişilerde iki saat sonra  bellek ve reaksiyon zamanı süresinin, beyaz çikolata tüketenlere göre, daha iyi olduğunu gösterdi. Bununla birlikte, benzer diğer çalışmalarda hiçbir fayda elde edilmedi.

2014 yılında yapılan bir  çalışma, 50 ila 69 yaş arasındaki erişkinlerde yüksek flavanol içeriğine sahip kakao takviyesi alanların, düşük flavanol kakao takviyesi alanlara kıyasla üç ay boyunca daha iyi performans gösterdiğini buldu.                   

Bazı çalışmalar ile,  kakao içiminden sonra görüntüleme metotları veya beyin elektrik aktivitesini ölçen testlerle beyin kan akışının, oksijen seviyelerinin veya sinir fonksiyonlarının iyileştiği gösterildi.

2017’de yapılan bir çalışma anti-inflamatuar ve antioksidan etkilere sahip flavonoidlerin insan beyin fonksiyonuna fayda sağlayabileceğine ilişkin en son bulguları sundu.

Çikolata veya bileşenlerinin bilişsel işlevleri ve / veya ruh hallerini etkileyip etkilemediğini değerlendirmek için bilimsel kriterlere uyan sekiz araştırmayı değerlendiren sistematik bir inceleme (meta-analiz) yapıldı.

Sekiz çalışmada çikolatanın ruh halindeki değerlendirilmesi yapıldı; bunlardan beşinde  negatif ruh halinde düzelme gözlendi. Bilişsel fonksiyon ile ilgili olarak, sekiz çalışmadan üçünde flavanollar ve “metilksantin”* tüketimini takiben zihinsel iyileşmeyle ilgili açık kanıt ortaya çıktı.Çikolatanın ruh hali üzerindeki etkilerinin çikolatanın ağız tadından mı, yoksa çikolata oluşturucuların farmakolojik etkilerinden mi etkilenip etkilenmediği henüz belli değil.

Fakat araştırmacılar, bulguların cesaret verici ve ilgi çekici olmasına rağmen, özellikle bugüne kadarki çoğu çalışma küçük  gruplarda yapıldığından ve birçoğu plasebo etkisi olasılığını ortadan kaldıramadığından daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu belirtmekte.

Çikolata tüketimi, sadece bireylerde değil tüm toplumda bilişsel işlevi hipotetik olarak iyileştirebildiğinden, bir ülkenin çikolata tüketim seviyesi ile toplumun bilişsel fonksiyonu arasında bir ilişki olup olmayacağının araştırıldığı çalışmada araştırmacı, genel ulusal bilişsel işlev hakkında hiçbir veri olmadığı için, kişi başına düşen toplam Nobel ödül sahibi kişi sayısının, üstün bilişsel işlev oranını yansıtan vekil bir son nokta ve bu nedenle belirli bir ülkenin genel bilişsel işlevinin bir ölçüsü olabileceğini kabul etti.

Sonuçta, çikolata tüketiminin en fazla olduğu yerlerde Nobel Ödülünü alanların sayısı en fazla bulundu. Ülkelerin “Yıllık Kişi Başına Çikolata Tüketimi” ile 10 Milyon nüfusun Nobel kazananı sayısı arasında doğrusal ilişki saptandı..

Araştırmacının iddiasına göre çikolata tüketimi, Nobel ödülünü kazanmak için temel bir gereklilik olan bilişsel işlevleri geliştirir ve her ülkedeki Nobel ödüllülerin sayısı ile yakından alakalıdır. Çikolata tüketimi ile gelişmiş bilişsel işlev arasındaki ilişkinin altta yatan mekanizması bilinmemekte ve araştırılmaktadır.

İkinci bir ihtimal de, üstün bilişsel işlevleri olan kişilerin, koyu çikolata içindeki flavanollerin sağlık yararları hakkında daha fazla bilgi sahibi oldukları ve dolayısıyla tüketimlerini artırmaya meyilli olduklarıdır.

YORUM: Çikolata, bilişsel işlevler ve Nobel ödülü arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalar, kanıta dayalı tıp kriterlerine göre ispatlanmamış iddialar. Bu hipotezlerin kanıtlanması için çok sayıda nitelikli araştırmaya gerek var.

Koyu çikolata ve kakao yüksek flavanol seviyelerine sahipken, sütlü çikolata ve beyaz çikolata çok daha düşük seviyelere sahip. Birçok çikolatanın şekeri, yağları ve kalorileri yüksektir. Çikolata tüketirken bunların da değerlendirilmesi gerekli.

Diğer yandan elma, kırmızı üzüm, brokoli, domates, fasulye, lahana ve soğan da flavol bakımından zengindir. Dolayısıyla, meyve ve sebzelerden yüksek, sağlıklı bir beslenmenin flavanol içeriği de yüksek olacaktır.

Son söz: Fazla miktarda çikolata yemek belki sizi Nobel sahibi yapmayacaktır ama damak zevkinizi arttıracak ve belki ruh halinize ve zihinsel fonksiyonlarınıza yararı olabilecektir.

*Metilksantin: Kafeinle teobromin’in ana maddesi olan alkaloit.

Kaynaklar:

https://memory.foundation/2017/08/19/chocolate-and-your-brain/

N Engl J Med 2012; 367:1562-1564October 18, 2012DOI: 10.1056/NEJMon1211064


Bu yazı 458 kez okundu.