Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

Yaşlılıkta Potansiyel Bir İstismar Çeşidi: Toplumsal Kalıplara Boyun Eğme Eğilimi

Prof.Dr. Reşit Canbeyli-Boğaziçi Üniversitesi, Psikoloji Bölümü, Emekli Öğretim Üyesi

Yaşlılıkta Potansiyel Bir İstismar Çeşidi: Toplumsal Kalıplara Boyun Eğme Eğilimi

Prof.Dr. Reşit Canbeyli-Boğaziçi Üniversitesi, Psikoloji Bölümü, Emekli Öğretim Üyesi

Çocuklukla birlikte istismarın en yaygın olarak görüldüğü dönem yaşlılıktır. Çocukluktaki istismarın olumsuz sonuçlarının yaşamın sonuna kadar uzayan derin kişisel yaralara açabildiği artık bilimsel olarak belgelenmiş bulunuyor. Bu nedenle toplumların çocuk istismarı üzerinde giderek hassasiyetle durup engelleyici önlemler almaya başladıkları bir gerçek. Buna karşılık yaşlılıktaki istismar konusunun, çeşitliği, yaygınlığı, kişi ve topluma verdiği zararlara karşın henüz yeterince ilgi gördüğü söylenemez. Bunun temelinde elbette insanların yaşlılara ve yaşlılığa çocukluktakinden farklı bakış açısı yatmaktadır. Çocukların zihnen henüz daha gelişme aşamasında olmaları bu konudaki istismarı acilen engellemenin önemini arttırıyor. Buna karşılık toplumlar yaşlıları zihnen gelişmiş, kendilerini ve kişisel haklarını savunma yetisi olan bireyler olarak değerlendirdiğinden, yaşlılıkta istismar konusu toplumsal kaygılarda hep arka plana itilmiş ve çoğunlukla basmakalıp söylem ve önlemlerle geçiştirilmiştir. Bu tutum ve durumun sağlıklı bir yaklaşım olmadığı, toplumların giderek yaşlanması ve teknolojideki gelişmelerin birçok yaşlıyı modern yaşamda neredeyse çocuklar kadar çaresiz bir konuma itmesiyle artık anlaşılmaya başlamıştır. Burada üzerinde durulması gereken bir konu da çocukluğun yıllar açısından sınırlı olmasına karşın, yaşlılığın modern yaşamın sunduğu olanaklarla ömrün giderek uzun bir bölümünü kapsamaya başlamasıdır.

Yaşlılıktaki istismarların neredeyse sonsuz çeşidi olduğunu söylemek çok abartılı olmaz. Yaşlıların aile içi dinamikler, toplumsal önyargılar, iş bulmadaki zorluklar, bireyler ve kurumlarla etkileşimlerinde karşılaştıkları olumsuzlukların önemli bir bölümü potansiyel istismar başlığı altında ele alınabilir. Burada üzerinde durmak istediğim bir konu ise, diğer istismar çeşitlerinden hem farklı hem de çağdaş yaşamda giderek önem kazanacak bir sorun: toplumun yaşlılıkla ilgili geçmişten gelen, bugünkü yaşamla çelişkili önyargıları ve yaşlı kişininin bunları özümseyerek özgür bir birey olarak değil, toplumsal kalıpların sınırları içinde yaşamaya çalışması. Bana göre bu toplumsal katı kalıp yaşlılardaki teslimiyet eğilimiyle birleşince, üzerinde önemle durulması gereken bir başka tür istismar gündeme gelmekte. Burada vahim olan, yaşlılarımızın bugün geçerliliği kuşkulu toplumsal kalıbı sorgulamadan kabul ederek bir çeşit özdenetim ya da kendini frenleme diyebileceğimiz bir sürece boyun eğmeleri. İstismara açık bu eğilim kendi haline bırakıldığında kişinin yaşlılığı giderek daha yaygın kısıtlamalarla yaşamasına yol açan ‘diyalektik’ bir etkileşim, bir sarmal yaratıyor. Toplum yaşlıyı belirli şekilde görmek istediği için yaşlı kişi davranışlarını buna göre düzenliyor, yaşlıların kollektif olarak gösterdikleri bu kısıtlı davranış da yaşlıkla ilgili toplumsal önyargıyı doğrulayarak pekiştiriyor. Bu kısırdöngünün temelde birbirini besleyen iki yanlış üzerine kurulduğu söylenebilir; yaşlılıkla ilgili toplumsal kalıplar ve yaşlı bireyin bunları sorgusuz kabul etmesi. Toplumun geçmişten kaynaklanan kısıtlayıcı yaşlılık kavramı ve ona bağlı olarak yaşlılardan beklentileri,artık ne çağdaş yaşamla ne de bilimsel bulgularla uyumlu. Bu geleneksel kalıp, daha genç yaşta ölen, bugünkünden çok daha az eğitimli, dünyayı daha az bilen ve çok daha kısıtlı olanakları bulunan geçmiş dönemin kuşaklarından kaynaklanan bir önyargıya dayalı. Bugün ise yaşlılık eskisine göre ömrün çok daha uzun bir dönemini kapsadığı gibi, bugünkü yaşlılar eskiye oranla çok daha eğitimli, bilinçli, maddi ve manevi donanımlı bireyler. Buradaki sorun bir yandan toplumun bu önyargısını kırmak, diğer yandan da bu önyargıya ‘atadan’ kalma yaklaşımla boyun eğen yaşlılara yaşama çok daha aktif, yaratıcı, keyifli bir yaklaşımın hem olanaklı hem de gerekli olduğu fikrini benimsetmek. Uzun bir toplumsal, tarihsel sürecin kendiliğinden değişmesini beklemek gerçekçi değil. Bu nedenle, 65+ Yaşlı Hakları Derneği gibi kuruluşların bu konuda öncü olması, topluma ve yaşlı bireylere geçmişten kaynaklanan dar kalıplarla düşünmek yerine, yaşlılığın çok daha özgürce ve keyifli yaşanacak bir çağ olduğu bilincini aşılaması çok önemlidir. Toplumumuzda yaşlıların en kısa zamanda yapmaları gereken şey günlerini dolu dizgin yaşamalarına engel olan bu köklü ama görünmez kısırdöngüyü aşmaları ve zihinsel zincirlerini kırmalarıdır.

Leave a Reply


Bu yazı 1.868 kez okundu.