BİLİŞSEL SÜPER YAŞLILARIN HAFIZASI NEDEN ÇOK İYİ?

  •  
  •  
  •  
  •  
  •   
  •  
  •  

Prof.Dr.Kaynak Selekler

İnsanlar yaşlandıkça beyin gücünün azalması normal olsa da araştırmalar bunun kaçınılmaz olmadığını gösteriyor. Bazı insanlar 80’lerinde, 90’larında ve sonrasında keskin hafıza ile kalıyor.

Bilişsel süper yaşlılar olarak adlandırılan şanslı azınlık, yaşlarındaki diğer yetişkinlere kıyasla, geçmiş olayları veya bir kelime listesini hatırlamak gibi hafıza testlerinde bariz bir şekilde daha iyi performans gösteriyor.

Atrofi  (doku kaybı) yaşın en güçlü bulgusudur. 90 yaşındaki bir beyin tipik olarak 1.100 ila 1.200 gram ağırlığındadır ve bu, tipik 40 yaşındaki beyinden 100 gram veya daha azdır. Beyin küçülmesi çoğunlukla prefrontal (ön alın) korteksi ve hafıza merkezi hipokampusu ile karmaşık düşünce süreçleri için önemli olan beyin korteksini etkiler. Zamanla beyin, nörotransmiter* seviyelerinin azalması, hormonların değişmesi, kan damarlarının ve kan şekeri dolaşımının bozulmasıyla da etkilenebilir.Bu beyin değişiklikleri düşünmeyi etkileyebilir, kelimeleri ve isimleri hatırlamayı, görevlere odaklanmayı ve yeni bilgileri işlemeyi zorlaştırabilir.

2007’de  ABD Northwestern araştırmacıları, süper yaşlılarının beyinlerinin, sosyal zeka ve farkındalıkla bağlantılı von Economo nöronları adı verilen belirli bir hücre türünün çok daha yüksek bir yoğunluğunu içerdiğini buluyor. Beyinleri, genç yetişkinlerin beyinlerinden bile daha fazla bu nöronlara sahip ve beyinlerinde Alzheimer’in patolojik bulgusu olan nörofibriler yumak sayısı %90 daha az.

ABD, Mesulam Bilişsel Nöroloji ve Alzheimer Hastalığı Merkezindeki araştırmacılar, 50-65 yaş aralığında 12 bilişsel süper yaşlı, 10 bilişsel olarak normal akran ve 14 bilişsel olarak normal insan üzerinde manyetik rezonans görüntüleme (MR) taraması yapıyor. Karşılaştırmalar, hafıza, dikkat, bilişsel kontrol ve motivasyonla ilgili bilgilerin entegrasyonu için önemli olduğu düşünülen bir beyin bölgesi olan “singulat korteks”in, süper yaşlarda, aynı yaştaki akranlarına göre daha kalın olduğunu ve aynı beyin bölgesine kıyasla hiçbir atrofi göstermediğini ortaya koyuyor.      Diğer bir çalışmada ABD Northwestern araştırmacıları, 80 yaş ve üstü küçük bir çalışma katılımcısı grubunda 18 aylık bir süre boyunca beyin hacmini ölçmek için MR kullanıyor. Bilişsel olarak normal yetişkinlerde % 2.24 ortalama yıllık hacim kaybına karşılık süper yaşlarda % 1.06 kayıp buluyorlar. Kısacası, süper yaşlıların beyinleri önemli ölçüde daha yavaş bir oranda küçülüyor.

ABD,Massachusetts General Hospital,’den araştırmacılar, 18 ila 32 yaşındakilere benzer hafıza hatırlama yeteneklerine sahip 60 ila 80 yaş arasındaki  süper yaşlılar üzerinde çalışıyorlar. Beynin hafıza işlevi için önemli olan bölümlerini birbirine bağlayan iki sinir ağında farklı kalınlıklar belirliyorlar. Kalınlık, genç yetişkinlerin beyinlerindekiyle hemen hemen aynı bulunuyor.. Araştırmacılar ayrıca süper yaşlıların kendi yaşlarındaki diğer yetişkinlerden daha büyük bir hipokampusa sahip olduğunu saptıyor.

Bilim insanları bazı insanların bilişsel yeteneklerinin neden hayatın sonuna kadar bozulmadan kaldığını açıklamak için birkaç teori geliştiriyor. Belki hayata daha büyük, daha güçlü beyinlerle başlıyorlar. Ya da belki beyinleri, yaşlanmanın zararlı etkilerini telafi etmek için bir şekilde değişiyor. Bir diğer teori ise beyinlerinin yaşlanmanın saldırılarına karşı daha güçlü savunmaya sahip olduğudur.

Bir kişinin çevresi de bir faktör olabilir. ABD, Ulusal Yaşlanma Enstitüsü bilim insanlarının insan ve hayvan çalışmaları, ileri eğitim ve ileri meslekler gibi zenginleştirici deneyimlerin beyinlerin daha uzun süre dayanmasına yardımcı olabileceğine dair artan kanıtlara katkıda bulunuyor. Çeşitli hayat koşulları  insanların beyinlerini daha iyi korumalarına veya yaşla veya hastalıkla ilişkili beyin değişiklikleri karşısında bilişlerini sürdürmelerine yardımcı olabiliyor.

Bu konuda genetik araştırılmalar da devam ediyor.

Sosyal faktörler de sağlıklı bilişsel yaşlanmada rol oynayabiliyor. Bilişsel süper yaşlılar daha fazla arkadaş ve aile bağlantısı bildiriyor. Bu, psikolojik refah ile düşük Alzheimer riski arasındaki bağlantıları gösteren geçmiş araştırmalara dayanan bir bulgu.

Bazı insanların beyinlerinin neden fiziksel gerilemeye direndiğini ve neden diğer insanların beyinlerinin yaşa ve hastalığa bağlı bozulmanın fiziksel belirtilerini göstermesine rağmen iyi işlemeye devam ettiğini açıklamak için iki teori, “bilişsel rezerv” ve “beyin bakımı” dır. Bilişsel rezerv, bazı beyinlerin yaşlanma ve hastalık saldırılarını savuşturacak kadar güçlü olduğu fikridir. Beyin bakımı, bazı beyinlerin yaşlanma ve hastalık karşısında bile iyi çalışmaya devam etmek için ekstra güce sahip olduğu fikridir.

Bir açıklamaya göre, Alzheimer patolojisine yakalanmayarak veya onu kaparak ve bir şekilde hastalanmamayı başararak süper yaşlanabilirsiniz.

Bilişsel süper yaşlılar hakkında daha fazla araştırma, herkesin düşünme ve hafıza becerilerini sürdürmek için genç yaşta, orta yaşta ve ileri yaşta kullanabileceği stratejilere yol açabilir. Aynı derecede önemli olarak, Alzheimer gibi demansların nasıl önlenebileceğine veya tersine çevrilebileceğine dair içgörüler sağlayabilir ve müdahaleler için hedeflerin belirlenmesi için kritik öneme sahip bilgiler sağlayabilir.

Beyin sağlığını etkileyen faktörleri belirleyerek, bu araştırmalar bir gün beyni zenginleştirme fırsatlarındaki eşitsizlikleri azaltmak için kullanılabilir, böylece herkes beynini yaşam boyu maksimum güçte tutma şansına sahip olabilir.

*Nörotransmiter: Sinir hücreleri arasında veya bir sinir hücresiyle başka bir tür hücre arasında iletişimi sağlayan kimyasallar.

Kaynaklar:

http://www.alzheimersweekly.com/2020/12/cognitive-super-agers-defy-decline-in.html

https://www.nia.nih.gov/news/cognitive-super-agers-defy-typical-age-related-decline-brainpower#:~:text=Cognitive%20super%20agers%20defy%20typical%20age%2Drelated%20decline%20in%20brainpower

 

KAKAO ve BEYİN GÜÇLENDİRME

Daha önceleri çilek, üzüm, elma ve çayda da bulunan flavonoidlerin bir alt grubu olan kakao flavanollerinin, periferik (çevresel) arterlerin vazodilatör (damar genişletici) özelliklerini artırarak endotel (damarlarının iç yüzünü oluşturan doku) fonksiyonunu iyileştirdiği gösterilmiştir.

Ortaya çıkan kanıtlar ayrıca flavanol açısından zengin diyetlerin bilişsel yaşlanmaya karşı koruduğunu, ancak mekanizmaların belirsiz olduğunu gösteriyor.

Yeni araştırmalara, kakao flavanollerinin artan tüketiminin, beyin oksijenasyon seviyelerini artırarak bilişi geliştirebileceğini öne sürüyor. Sağlıklı yetişkin erkeklerle yapılan küçük bir çalışmada, araştırmacılar, erkekler zorlu bir bilişsel görevde flavanolle zenginleştirilmiş bir kakao içeceği içtikten sonra, beyin oksijenasyonunun arttığını gözlemliyor.

Erkekler, flavanol ile zenginleştirilmiş içeceği tükettikten sonra, daha karmaşık görevleri ortalama olarak% 11 daha hızlı gerçekleştiriyor. Daha kolay görevlerde performansta ölçülebilir bir fark saptanmıyor.

Araştırmacılar, sağlıklı popülasyonlarda kan oksijenlenmesini ve bilişsel performansı artırmak için bitki kaynaklı flavanol içeren diyet stratejilerinin kullanımının belki de insanların beyin hasarı ve hastalıklarından kurtulmasına yardımcı olabileceğine inanıyor.

Çalışmaya katılanlar sağlıklı genç yetişkinler olduğu için bu faydaların serebrovasküler bozukluğu olan yaşlı erişkinlerde görülüp görülmediği bilinmiyor.

Buradaki etkinin bilişsel performans üzerinde akut mu, yoksa kalıcı mı olduğu  ve  insanlar uzun vadede alırlarsa bilişsel gerilemeyi ve bunamayı önleyebilir mi, bilinmiyor? Bu ilginç soruların cevapları hâlâ yok.                                  Anlaşıldığı kadar, bu konuda daha çok araştırmaya ihtiyaç var.

Kaynak

https://www.medscape.com/viewarticle/942416?nlid=138688_3405&src=WNL_mdplsnews_201211_mscpedit_neur&uac=295762CZ&spon=26&impID=2731142&faf=1

 

HAVA KİRLİLİĞİ ve ALZHEIMER HASTALIĞI

Yeni bir çalışma, hava kirliliğine maruz kalan yaşlı yetişkinlerin beyinde anormal “plak” birikimi riskinin artabileceğini öne sürüyor.

Plaklar, Alzheimer hastalığı olan kişilerin beyinlerinde biriken beta-amiloid adı verilen protein yığınlarını ifade eder . Yeni çalışmada araştırmacılar, hafıza ve düşünme sorunları olan yaşlı yetişkinler arasında, daha yüksek düzeyde hava kirliliğine maruz kalanların beyin taramalarında, plak birikimi gösterme olasılığının daha yüksek olduğunu buluyor.Hava kirliliği Alzheimer hastalığı nedeni değil ama hastalık için bir risk faktörü.

Örneğin yakın tarihli bir araştırmada, kirli havaya maruz kalan yaşlı Amerikalıların, daha temiz hava soluyan insanlara göre demans veya Parkinson hastalığı nedeniyle hastaneye yatma olasılığının daha yüksek olduğu bulunuyor.

Bu yeni çalışmada araştırmacılar, hava kirliliğine maruz kalan insanlara hem PET taraması yapıyor, hem de  14 yıl önceki bilgilerini değerlendiriyor. Genel olarak,% 61’i beyin taramalarında beta-amiloid kümeleri gösteriyor  ve hava kirliliğine maruz kalmayla birlikte olasılıklar artıyor. Araştırmacılar, laboratuvar araştırmalarına dayanarak, hava kirliliğinin iltihaplanmaya neden olarak beyin sağlığını doğrudan etkilemesinin mümkün olduğunu söylüyor.            Araştırmalar, mikroskobik solunan parçacıkların kan-beyin bariyerini geçebileceğini ve muhtemelen sürekli iltihaplanmaya yol açabileceğini öne sürüyor.

Alzheimer çok karmaşık bir durum. Eğer hava kirliliği Alzheimer riskine katkıda bulunuyorsa bu, birçok faktörden yalnızca biri olabilir.

Kaynak

https://www.medicinenet.com/script/main/art.asp?articlekey=249406&ecd=mnl_sen_120320

 


  •  
  •  
  •  
  •  
  •   
  •  
  •