COVID-19 Günlerinde Evde Kalmanın Psikolojik Bedeli

  •  
  •  
  •  
  •  
  •   
  •  
  •  

Prof.Dr.Reşit Canbeyli

 

Bugünlerde yaşı 21’in altında veya 65’in üstünde olanların haftaiçi günde sadece 3 saat gibi kısıtlı bir süre dışında sokağa çıkmaları yasak. Ayrıca herkese hafta sonu sokağa çıkma yasağı uygulanmakta. Bu önlemlerin, geçtiğimiz Mart ayından itibaren dünyanın çoğu ülkeleriyle birlikte bizi de etkileyen COVID-19 pandemiği nedeniyle, virüsün hızla yayılmasını engellemek ve toplum sağlığını korumak için alındığı biliniyor.

Bu önlemlerin bir yandan tıbben yeterliği ve gerekliği, bir yandan da anayasal zemini sorgulanırken salgının yarattığı panik ve yoğun tartışmalar arasında yeterince üzerinde durulmayan bir konuyu burada ele almak gerekiyor: Derneğimizin haklarını savunduğu ve yaşamlarını zenginleştirmeye çalıştığı 65+ nüfus için üzerinde ısrarla durmamız ve ileride alınabilecek yeni önlemler gündeme geldiğinde kesinlikle değerlendirmemiz gereken konu salgın ile getirilen kısıtlamaların psikolojik boyutu.

Getirilen önlemlerin ışığında üzerinde durulması gereken birbirleriyle çok yakın ilintili iki konu fiziksel hareketliliğin ve kişisel temasın ciddi bir biçimde kısıtlanmasıdır. Günümüzde koruyucu tıbbın temelinde yatan bir ilke stresi azaltmaktan sağlıklı beslenmeye kadar çeşitli konularda sağlıklı yaşam biçimlerini kişi ve toplumlara benimsetmektir. Bu bağlamda bizi bugün özellikle ilgilendiren iki konu fiziksel/bedensel faaliyet ve fiziksel/sosyal temas konularındaki kısıtlamaların psikolojik bedelidir.

Fiziksel/Bedensel Faaliyet

COVID-19 pandemisiyle ilgili olarak çeşitli ülkelerde uygulanan kısıtlamaların başlamasıyla gerçekleştirilen çok sayıda araştırma, ilk elde, eve kapanmanın yarattığı olumsuz sonuçlarını sadece bilim camiasına değil, kamuoyuna da duyurmaya başladı. Bunun temel nedeni, başta psikiyatri ve psikoloji olmak üzere tıp ve temel araştırmaların bedensel faaliyetin önemine ilişkin ortaya çıkardığı tabloydu.

Kısacası, aşırıya kaçmamak koşuluyla düzenli fiziksel faaliyetin bilişsel ve psikolojik yararları, duygudurumdan beyindeki nörofizyolojik ve nörokimyasal süreçlere kadar çok geniş bir alanda kanıtlanmış durumda. İnsanlarda gerek normal yaşam koşullarında ve klinik ortamlarda, gerekse hayvan modelleriyle yapılan çalışmalar ılımlı ve düzenli bedensel faaliyetlerin antidepresan etkisini ve zihinsel yararlarını açıkça gösteriyor. Nitekim Dünya Sağlık Örgütü haftada toplam 150 dakika kadar orta/ılımlı ve 75 dakika kadar da zorlayıcı/aktif fiziksel faaliyet veya bunların bileşiminden oluşacak bir rejim tavsiye etmekte.

Buna karşılık, bu tür faaliyetlerde kısıtlamaların duygudurum ve bilişsel işlevlerde önemli olumsuzluklara yol açtığı da bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. COVID-19 salgınının yarattığı kısıtlamalar açısından önemli bir bulgu bedensel olarak faal bir kişinin fiziksel faaliyetlerini birkaç hafta için bile kısıtlamasının depresif semptomlara yol açtığı bulgusudur.

Çinden Brezilya’ya kadar yaygın bir coğrafyada salgın sırasında yapılan çalışmalar, salgın nedeniyle azalan bedensel faaliyetler, buna bağlı olarak durağan/sedanter yaşam tarzı ve ekran karşısında geçirilen zamanın artmasının ciddi sağlık sorunlarının yanı sıra psikolojik bozukluklara yol açtığını da göstermekte. Burada üzerinde durulması gereken önemli bir konu, yaşlıların kışın olumsuz koşullarında dışarıya çıkmalarındaki kısıtlamaların uzun bir süre devam etmesi durumunda ileriki dönemde de ciddi kişisel, ailevi ve toplumsal sorunlara yol açacağının bilinmesidir.

Dokunma Açlığı

COVID-19 kısıtlamalarının ilk elde göz ardı edilebilecek çok olumsuz bir sonucu da sosyal ve fiziksel teması asgariye indirmesidir. Özellikle yaşlıların virüse yakalanma korkusuyla evde tek başlarına kaldıklarında bedensel ve sosyal temas doğrudan ortadan kalkmakta. Evde başkalarının olması durumunda da virüs korkusuyla teması kısıtlama söz konusu.

Her iki durumun da kısa ve orta vadede çok ciddi sonuçlar doğuracağına ilişkin çok sayıda araştırma mevcut. Fiziksel ve sosyal temas sadece insanlar için değil, memeli hayvanlar için de doğrudan psikolojik bir gereksinim.

Bunun en önemli göstergelerinden biri Sümer’ler döneminden bu yana insanların masajdan yararlanmaları ve masaj ihtiyacı duymaları. Çok sayıda çalışma özellikle yumuşak temasa dayalı masajın bebeklerden yaşlılara kadar geniş bir yelpazede bilişsel işlevlerden anksiyete ve depresif semptomları gidermede olumlu etkileri biliniyor.

Görece yakın tarihlerde ortaya çıkan bulgular, derimizde temasın sıcaklığı, acı verip vermediği, titreşimi, yeğinliği gibi ayırdedici mekanik bilgilerin yanı sıra, dokunmanın ‘psikolojik boyutunu’ da ayrı bir kanaldan beyne bildiren ikinci bir almaç/reseptör sistemi olduğunu ortaya çıkardı. Bu ikinci sistem dokunmayla ilgili bilgiyi beynin mekanik olarak ayırdedici kortikal bölgelerine değil, doğrudan duyguduruma ilişkin değerlendirmelerde önemli rolü olan yapılara iletiliyor. Dolayısyla sevecen/şefkatli bir temasın psikolojimize mekanik bilgilerden farklı olumlu etki yaptığı biliniyor.

Buna karşılık böyle bir temastan yoksun kalmanın bebeklikten başlayarak yaşlılığa kadar her yaşta
anksiyete ve duygudurum açısından olumsuz sonuçlarını çok sayıda klinik ve temel araştırma ortaya
çıkarmış durumda. Bu nedenle COVID-19 salgınıyla birlikte konunun uzmanları bedensel temastaki
kısıtlamanın bir çeşit dokunma ‘açlığı’ ya da ‘yoksunluğu’ yarattığını ve salgın sonrası bile negatif
etkilerinin görülebileceği bir olumsuzluk olarak şimdiden dikkate alınması gerektiğini vurguluyorlar.

COVID-19 salgınıyla belki topyekūn bir mücadelenin şart olduğunu kabul etmekle birlikte, insan psikolojisinin zorunlu kısıtlamalarla ortaya çıkan kısa süreli mekanik etkenlere birçok kez geçici değil
görece uzun vadeli tepki gösterdiğini bilmek gerekir. Salgınla yoğun bir mücadele sırasında yukarıdaki
bilgilerin ışığında, bu konuda en olumsuz etkiyi yaşayan 65+ grubunun durumunun daha dikkatli bir
biçimde değerlendirilmesi gerektiği aşikâr.

Kaynakça

  • Durkin J. ve ark. (2020). Touch in times of COVID-19: touch hunger hurts. Journal of Clinical Nursing.
    (Editorial).
  • Meyer J. ve ark. (2020). Changes in physical activity and sedentary behavior in response to COVID-19 and their associations with mental health in 3052 US adults. International Journal of Environmental Research and Public Health. 17 (6469:1-13)
  •  Romero-Blanco C. ve ark. (2020) Physical activity and sedentary lifestyle in university students:changes during confinement due to te COVID-19 pandemic. International Journal of Environmental Research and Public Health. 17: (6567:1-13).
  • Sepulveda-Loyola W. ve ark. (2020). Impact of social isolation due to COVID-19 on health in older people: mental and physical effects and recommendations. Journal of Nutrition, Health and Aging. 24:938-947.
  • Werneck A. O. ve ark. (2021) Physical inactivity and elevated TV-viewing reported changes during the COVID-19 pandemic are associated with mental health: A survey with 43,995 Brazilian adults. Journal of Psychosomatic Research. 140: 1-6.
  • World Health Organization. (2010). Global Recommendations on Physical Activity for Health:World Health Organization: Geneva, Switzerland.
  • Zangiacomi Martinez E. ve ark. (2020). Physical activity in periods of social distancing due to COVID-19: a cross-sectional survey. Ciencias & Saude Colectiva 25 (Supl2): 4157-4168.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •   
  •  
  •