Ana SayfaBlogFaydalı BilgilerProf. Dr. Kaynak SELEKLER “Görme ve İşitme Kaybı: Alzheimer Hastalığı Risk Faktörleri”

Prof. Dr. Kaynak SELEKLER “Görme ve İşitme Kaybı: Alzheimer Hastalığı Risk Faktörleri”

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, dünya çapında 50 milyon demans hastası bulunuyor. Her yıl yaklaşık 10 milyon yeni vaka teşhis edilirken, eğer kesin bir tedavi bulunamazsa demanslı toplam kişi sayısının 2030’da 82 milyona ve 2050’de 152 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, 2023 yılında Türkiye’de 65 yaş üstü kişi sayısı 8 milyon 722 bin 806bireye ulaştı ve nüfustaki yıllar içindeki artışla bunama hastalıklarının sıklığının büyük bir hızla artmaya devam edeceği tahmin ediliyor.

Alzheimer hastalığının halen kesin bir tedavisi yok. FDA tarafından onaylanan iki yeni ilaç ta hastalığı tam tedavi edemiyor. Bu gün yaygın olarak kabul edilen görüş hastalıktan korunma. Bunun için genç-orta yaşlardan itibaren hastalık risk faktörlerinin tedavi edilmesi ve önleyici/koruyucu etmenlerin uygulanması (ks).

 

GÖRME ve İŞİTME KAYBI ALZHEIMER HASTALIĞI RİSK FAKTÖRLERİ, ALZHEIMER RİSKİ SADECE ANNEDEN GELMİYOR

Prof. Dr. KAYNAK SELEKLER

 

GÖRME KAYBI

27 uzmandan oluşan “Lancet Demans Önleme, Müdahale ve Bakım Komisyonu”nun yeni raporunda, demans vakalarının yaklaşık %7’sinin yüksek kolesterolle, %2’sinin ise ileriki yaşlarda tedavi edilmeyen görme kaybıyla bağlantılı olduğunu ve bu iki faktörün olguların %9’nda rol oynadığını belirtiyor.

İkinci yeni demans risk faktörü, tedavi edilmeyen görme kaybı ile demans arasındaki bağlantıya dair. Buna, katarakt, diyabetik retinopati ve bir kişinin günlük aktivitelerini etkileyebilecek diğer görme hasarları da dahil. Ancak glokom veya yaşa bağlı makula dejenerasyonu ile ilişkilendirilmiyor. Katarakt ameliyatı geçirenlerin katarakt ameliyatı geçirmeyenlere kıyasla demans riskinin önemli ölçüde daha düşük olduğu saptanıyor.

Yazarlar, görme sorunlarının demans riskini etkileyebileceği birkaç neden olduğunu, diyabet gibi hastalıkların kendisinin demans riskini artırdığını, ancak görme kaybının kendisi veya hem gözleri hem de beyni etkileyen hastalık süreçlerinin de bağlantıda önemli roller oynayabileceğini öne sürüyor.

Raporun yazarları, görme kaybı taraması ve tedavisinin evrensel olarak mevcut olmasını öneriyor. Dünya genelinde 50 yaş ve üzeri yetişkinlerde önlenebilir görme kaybı ve körlüğün yaygınlığının %13 civarında olduğu tahmin ediliyor. Bir otör, “ilerleyen yaşlardaki görme bozukluğunun daha hızlı bilişsel gerileme ve bunama riskinin artmasıyla ilişkili olduğuna dair artık ezici kanıtlar var” diyor. Görme kaybı, demans için 1,47’lik birleştirilmiş göreceli risk ile ilişkilendiriliyor.

Görme eksikliklerinin demans riskini nasıl artırabileceğinin tam olarak anlaşılması için hâlâ çalışmalar yapılması gerekiyor. Ancak birkaç hipotez mevcut. Örneğin, görsel yollar aracılığıyla beyne gelen girdinin azalması doğrudan beyin değişikliklerine neden olabilir. Ayrıca, sosyal izolasyon, fiziksel hareketsizlik ve depresyon gibi görme kaybının sonuçları da demans için risk faktörleridir ve görme bozukluğunun riski artırdığı yolları açıklayabilir.

Görme kaybı, insanların dünyayı nasıl gördüklerinin ötesinde hayatlarının birçok yönünü etkiler ve ileri yaşlarda görme kaybı yaşlanmanın normal bir parçası değildir. Bu nedenle, yaşlı yetişkinler görme kaybı yaşadıklarında, bu endişe verici olmalı ve derhal bir göz uzmanına sevk edilmelidir.

Başka bir otör, “görme kaybının ele alınması, insanların daha iyi görmelerine, daha yüksek seviyede işlev görmelerine ve yaşam kalitelerini iyileştirmelerine kesinlikle yardımcı olacaktır. Ayrıca bunama riskini de azaltması muhtemel görünüyor, bu nedenle herkes için kazançlı bir durum” diyor.

 

İŞİTME KAYBI

Giderek artan sayıda araştırma, işitme kaybını demans için daha yüksek riskle ilişkilendiriyor. Ek olarak, bazı çalışmalar işitme cihazı takmanın demansı önlemeye yardımcı olabileceğini öne sürüyor. Genel kanıtlar göz önüne alındığında, bu ilişkiler ne kadar sağlam?

ABD, Baltimore’daki Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Prof. Dr. Frank Lin, son 10-15 yıldaki kanıtların, işitme kaybını bilişsel gerilemeyle güçlü bir şekilde ilişkilendirdiğini vurguluyor. İşitme cihazları ile bunama önleme arasındaki potansiyel bağlantıya ilişkin olarak, işitme cihazı kullanan katılımcıların sağlık eğitimi alanlara kıyasla bilişsel gerilemede %48’lik kayda değer bir azalma sağlıyor. İddiaya göre, işitme müdahalesi bilişsel gerilemeyi sadece 3 yıl içinde azaltmada güçlü bir etki gösteriyor. Bu, sosyal işlevlere fayda sağlayabilen risksiz bir müdahale ve bilişsel gerileme riski taşıyan kişiler için bilişsel sağlığa fayda sağlayabiliyor.

Bu bağlantıyı açıklayabilecek birkaç hipotez var: İlk teori bilişsel yüke odaklanıyor. İnsanlar yaşa bağlı işitme değişiklikleri yaşadıkça, iç kulak artık beyne net bir şekilde sinyal göndermiyor ve bu, beynin daha fazla çalışmasını zorluyor ve işitmeye yardımcı olmak için kaynakları yeniden tahsis ederken bilişsel yükünü artırıyor.

İkinci olası mekanizma, işitme kaybının zamanla beyin yapısı ve işlevi üzerinde olumsuz etkilere sahip olabileceğini öne sürüyor. Bu teori, son zamanlarda yapılan birkaç çalışma tarafından destekleniyor.

Üçüncü hipotez sosyal izolasyona odaklanıyor. İşitme kaybı olan bireyler sosyal aktivitelere daha az katılabilir, bu da bilişsel uyarımı ve genel sosyal etkileşimi azaltabilir. Sosyal etkileşimin ve bilişsel uyarımın zaman içinde bilişsel sağlığı korumak için çok önemli olduğu iyi biliniyor.

İşitme kaybı ile bilişsel gerileme için artan risk arasındaki ilişki, muhtemelen üç olası mekanizmanın bir kombinasyonunu da içerebilir.

Yaş ilerledikçe tüm insanların işitme duyusunda bir miktar değişiklik yaşanır ve bu, iletişim ve sosyal etkileşimi zamanla etkileyebilir. Dolayısıyla herkesin işitme sağlığının farkında olması önemlidir. Bireylerin günlük aktivitelere katılmakta zorluk çekmeleri durumunda işitme sorunlarının ele alınması ve işitme müdahalesinin düşünülmesi hayati öneme haizdir.

ALZHEIMER RİSKİ SADECE ANNEDEN GELMİYOR

Bilişsel olarak normal yaşlı yetişkinlerden oluşan geniş bir toplulukta, annede herhangi bir yaşta ve babada 65 yaşından önce (erken başlangıçlı Alzheimer) hafıza bozukluğu aile öyküsünün, bir Alzheimer biyobelirteci olan beyin amiloid beta- Aβ (hastalığa neden olduğu ileri sürülen toksik protein) artışıyla ilişkili olduğu bulundu.

Önceki araştırmalar Alzheimer’in ayrıcalıklı bir anne kalıtımını önermekteydi. Yeni veriler bu hipotezi doğrulamaktadır. Ancak yeni araştırmalar, her iki ebeveyn için de aile geçmişini öğrenmenin ve hastaların ailede demans geçmişi bildirmesi durumunda başlangıçtaki ebeveyn yaşını sormanın önemli olduğunu bildiriyor. Ancak babanın geç başlangıçlı bunama öyküsünün tamamen göz ardı edilmemesi gerektiğini de vurguluyor.

Her iki ebeveyninde de hafıza kaybı öyküsü olan bireyler ile yalnızca annesinde hafıza kaybı öyküsü olan bireylerde, yalnızca babalarında hafıza kaybı öyküsü olan veya ailelerinde hafıza kaybı öyküsü olmayan bireylere kıyasla, yüksek ortalama Aβ  düzeyleri gözlemleniyor. Annede hafıza kaybı öyküsü, hem erken başlangıçlı hem de geç başlangıçlı gruplarda yüksek Aβ ile ilişkili bulunuyor.

Sonuçta araştırmacılar” kadınlara özgü biyolojiyi ortaya çıkarmak ve ardından hedeflemek, hem erkeklerin hem de kadınların Alzheimer riskini azaltmalarına, hatta hastalığı tedavi etmelerine yardımcı olabilir” diyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu web sitesi, Sivil Toplum için Destek Vakfı koordinasyonunda European Bank for Reconstruction and Development ve Turkey Mozaik Foundation destekleriyle yapılmıştır.