Ana SayfaBlogBlogLiteratürden Özetler

Literatürden Özetler

Prof. Dr. Kaynak SELEKLER

Demans Riski ve Bilişsel İşlevle İlişkili Olarak Kırmızı Et Tüketimi

Şubat 2025’te yayınlanan ve Amerika Birleşik Devletleri’nde yürütülen, belli bir ortak özelliği olan ABD’li kişilerde yapılan ileri dönük (prospektif) çalışmada, “yetişkinlerinde uzun süreli kırmızı et tüketiminin demans riski ve bilişsel işlevle ilişkisi” araştırılıyor.Tüm katılımcıların başlangıçta demansı yok. Demans analizi 133.771 kişiyi, nesnel bilişsel işlev ve öznel bilişsel gerileme analizi 17.458 kişiyi içeriyor. Takip süresi 43 yıl.
Sonuç olarak, bu çalışma, başlangıçta demans hastası olmayan ve onlarca yıl boyunca tekrarlanan diyet uygulamasıyla değerlendirilen geniş bir katılımcı grubunda, daha yüksek kırmızı et tüketiminin (özellikle işlenmiş kırmızı et) demans riskinin artması ve daha zayıf bilişsel işlevle ilişkili olduğunu gösteriyor. İşlenmiş kırmızı eti, fındık, baklagiller, balık ve kümes hayvanları gibi alternatiflerle değiştirmek demans riskini azaltmaya ve yaşa bağlı bilişsel gerilemeyi geciktirmeye yardımcı olabiliyor.


Çalışma 15 Ocak 2025’te “Neurology” dergisinde yayımlandı.

KAYNAKLAR:
https://www.neurology.org/doi/10.1212/WNL.0000000000210286
https://www.eanpages.org/2025/04/04/research-paper-of-the-month-intake-of-red-meat-in-relation-to-dementia-risk-and-cognitive-function-in-us-adults/

Demans Vakalarının %44'ü Önlenebilir

Yeni bir araştırma, ileri yaşlarda en iyi damar sağlığının sürdürülmesinin 80 yaşından önce demans geliştirme riskini önemli ölçüde azaltabileceğini gösterdi.
Sonuçlar, 80 yaşına kadar görülen demans vakalarının %22-%44’ünün 74 yaşına kadar olan dönemdeki zayıf damar sağlığına bağlı olabileceğini düşündürdü.
Hipertansiyon, diyabet ve sigara içme, demans için yaygın olarak bilinen değiştirilebilir vasküler risk faktörleridir. Araştırmacılar, farklı yaşam evrelerinde ölçülen hipertansiyon, diyabet ve sigara kullanımına atfedilebilen demans oranını değerlendirmek için 33 yıllık takip içeren bir çalışmayı incelediler. 80 yaşına gelindiğinde, 45-54 yaşlarında ölçülen en az bir vasküler risk faktörüne atfedilebilen demans popülasyon oranı %22 idi; 55-64 yaşlarında %26 idi ve 65-74 yaşlarında ise %44 idi. 80 yaşından sonra ortaya çıkan demans vakalarının yalnızca %2-8’i bu vasküler risk faktörlerine bağlıydı.
Hipertansiyon artı diyabet ve sigara artı diyabet gibi risk faktörü kümeleri, yaşa ve risk faktörü kombinasyonuna bağlı olarak tehlike oranları 2,00 ila 3,54 arasında değişerek demans riskini önemli ölçüde artırdı. Hipertansiyon ve diyabetin önemi yaşla birlikte artarken, sigara içmenin önemi yaşla birlikte azaldı.
Çalışma ekibi, bulguların “vasküler risk faktörlerinin erken tespitinin ve orta yaştan itibaren önlemlerin (örneğin, fiziksel aktivitenin ve sağlıklı vücut ağırlığı yönetiminin teşvik edilmesi) potansiyel olarak muazzam değerini” vurguladı.
Damar hastalıklarının demansa katkısı ve kalp-damar hastalıklarıyla bunama arasındaki risk faktörlerinin örtüşmesi göz önüne alındığında, bu altta yatan risk faktörlerini ele alan müdahalelerin her iki hastalığın riskini de azaltma potansiyeline sahip olduğu vurgulandı.
Çalışma 2 Haziran 2025’te “JAMA Neurology”de çevrimiçi olarak yayımlandı.


KAYNAKLAR:
https://jamanetwork.com/journals/jamaneurology/article-abstract/2834600
https://www.medscape.com/viewarticle/44-dementia-cases-preventable-2025a1000f70?ecd=mkm_ret_250613_mscpmrk-OUS_ICYMI_etid7491182&uac=295762CZ&impID=7491182

Kan Şekerini Düşüren Bazı İlaçlar Demans Riskini Azaltıyor

İki yeni çalışmadan elde edilen bulgular,  glukagon benzeri peptit-1 reseptör agonistleri (GLP-1RA’lar)* ve sodyum-glikoz kotransporter-2 inhibitörlerinin (SGLT2i’ler)** demans ve Alzheimer hastalığ riskinin önemli ölçüde daha düşük olmasıyla ilişkili olduğunu gösterdi.
Araştırmacılar, “diyabetli hastalarda Alzheimer riskini azaltmada GLP-1RA’lar ve SGLT2i’lerin potansiyel koruyucu bir rol oynayabileceğini öne süren önceki gözlemsel çalışmalar ve meta-analizlerle tutarlı olduğunu ve bunları genişlettiğini” söyledi.
Retrospektif (geriye dönük), popülasyona dayalı bir çalışmada , araştırmacılar tip 2 diyabetli hastaların  Alzheimer riskinin önemli ölçüde daha düşük olduğunu buldular. Diğer glikoz düşürücü ilaçları kullanan bireylerle karşılaştırıldığında, GLP-1RA alanlarda Alzheimer görülme olasılığı %33 ve SGLT2i alanlarda %43 daha azdı. GLP-1RA ve SGLT2i grupları arasında Alzheimer riskinde anlamlı bir fark yoktu.
Daha geniş bir katılımcı grubuyla 23 denemenin değerlendirildiği ikinci çalışmada , araştırmacılar GLP-1RA’lar ile her nedene bağlı demans riskinin azalması arasında bir ilişki buldular. Ancak bu ilişkiyi SGLT2i’ler ile saptamadılar.
Her iki çalışmanın yazarları, bulguları doğrulamak ve glikoz düşürücü tedavilerin bilişsel sonuçlar üzerindeki etkisini değerlendirmek için daha fazla araştırma yapılması çağrısında bulundular.
Bu tür ilaçların diyabetli olmayan kişilerde demansa karşı koruyucu olup olmadığı sorusu gerçekten ilgi çekici ve devam eden birkaç klinik çalışmanın da odak noktası.
Her iki çalışma da 7 Nisan 2025’te “JAMA Neurology”’dergisinde çevrimiçi olarak yayımlandı. 
*GLP-1 agonistleri esas olarak tip 2 diyabetli kişilerde kan şekeri seviyelerini yönetmeya yardımcı olan bir ilaç sınıfıdır. Ayrıca bazı GLP-1 agonistleri obeziteyi tedavi etmeye de yardımcı olabilir.
** Tip 2 diabet tedavisinde kullanılan SGLT2’ler kan basıncını, mortaliteyi ve kardiyovasküler hastalığı azaltır ve glomerüler filtrasyon hızının kaybını yavaşlatır. 


KAYNAKLAR:
https://jamanetwork.com/journals/jamaneurology/article-abstract/2831976
https://jamanetwork.com/journals/jamaneurology/fullarticle/2831975
https://www.medscape.com/viewarticle/more-evidence-ties-glucose-lowering-meds-lower-dementia-risk-2025a10008ev?ecd=wnl_edit_tpal_etid7351004&uac=295762CZ&impID=7351004

 

Alzheimer Hastalığını Teşhis Eden ve Hastalığın Ne Kadar İlerlediğini Gösteren Yeni Bir Kan Testi

Bilim insanları, beyindeki amiloid-beta plaklar (senil plaklar)’ı ve tau yumaklar (nörofibriler yumaklar)’ı oluşturan beta amiloid ve tau toksik proteinlerin Alzheimer hastalığına neden olduğunu kabul ediyor. PET taramaları ve beyin omurilik sıvısı analizi gibi daha önceki teşhis yöntemleri bu proteinleri tespit edebiliyordu, ancak bunlar pahalı, invazif ve kolayca erişilemez yöntemlerdir.
Nörofibriler yumaklardaki çözünmeyen tau birikintileri, Alzheimer hastalığının tanımlayıcı bir nöropatolojik özelliğidir ve klinik semptomlarla yakından ilişkilidir. Tau patolojisi, tau pozitron emisyon tomografisi (Tau PET) kullanılarak değerlendirilebilse de tanı, prognoz (hastalığın seyri ve klinik sonuçlarının veya bir hastalıktan iyileşme olasılığının tahmini)  ve tedavi etkilerinin takibi için erişilebilir bir biyobelirteç gereklidir.
Bu çalışmada, tau patolojisini yansıtan yeni bir kan tau türü olan (eMTBR-tau243)’nin plazma seviyelerinin hem hafif bilişsel bozukluk(HBB)’ta ve hem de demans evresinde arttığı saptanıyor.
Bilim insanları, kandaki MTBR-tau243 seviyeleriyle beyindeki tau yumaklarının miktarını %92 doğrulukla saptıyor ve semptomatik hastalık aşamasındakiler (demans evresi) için 200 kata kadar daha yüksek olduğunu keşfediyor.
Araştırmacılar, bu testle yalnızca Alzheimer hastalığının teşhisine yardımcı olmakla kalmayıp, aynı zamanda doktorlara hastalığın ne kadar ilerlediği konusunda da bilgi sağlayabiliyor.
Bu kan testi çok daha basit ve daha az maliyetli bir alternatif sunuyor. Karmaşık bir süreç olan Alzheimer’ın erken teşhisinin, etkili müdahale için hayati önem taşıdığına dair giderek artan bir anlayış var. Mevcut tedaviler, sınırlı olsa da, hastalığın erken evrelerinde daha yararlı olabilir. Kolayca bulunabilen bir kan testi, mevcut yöntemlerden çok daha erken teşhise olanak tanıyarak, daha erken müdahaleye imkân tanır ve potansiyel olarak hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilir.
Çalışma 31 Mart 2025’te “Nature Medicine” dergisinde yayımlandı.

KAYNAKLAR:

https://www.nature.com/articles/s41591-025-03617-7
https://www.medicalnewstoday.com/articles/new-blood-test-may-help-diagnose-show-how-far-alzheimers-progressed#Blood-tests-Next-step-in-Alzheimer-s-diagnosis-and-treatment

Yüksek Tansiyonun Tedavisi Demans Riskini Azaltabilir

Geçmiş araştırmalar, tedavi edilmemiş hipertansiyon ile yaşlı yetişkinlerde bilişsel sorunlar arasında güçlü bir bağlantı olduğunu göstermiştir. Ancak, hipertansiyon hastalarında demansın birincil önlenmesi için kan basıncı azaltımını destekleyen kesin kanıtlar yetersiz kalmaya devam ediyor.
Yeni veriler, yüksek tansiyonun uygun şekilde tedavi edilmesinin, demans veya demans olmaksızın bilişsel bozulma riskini önemli ölçüde azaltabileceğini gösteriyor.
Tedavi edilmemiş hipertansiyonu olan Çinli yetişkinler üzerinde yapılan geniş çaplı bir çalışmada, ilaç ve yaşam tarzı değişiklikleriyle yoğun kan basıncı yönetiminin 4 yıl boyunca demans riskini %15, demans olmaksızın bilişsel bozukluğu ise %16 oranında azalttığı ortaya çıktı.
Araştırmacılar, “çalışmamız, kan basıncını düşürmenin her türlü demansta önemli bir azalma sağladığını gösteren ilk büyük ölçekli randomize kontrollü etkililik çalışmalarından biridir.” diye yazdı.
Çalışma 21 Nisan 2025’de “Nature Medicine” dergisinde yayımlandı.


KAYNAK:
https://www.medscape.com/viewarticle/treating-high-blood-pressure-may-lower-dementia-risk-2025a10009r2?ecd=WNL_mdpls_250425_mscpedit_neur_etid7383818&uac=295762CZ&spon=26&impID=7383818

Kötü Uyku Alzheimer'le İlgili Beyin Değişiklikleriyle Bağlantılı

Yeni bir araştırmaya göre, uyku ve rüya görme gibi faktörlerin Alzheimer hastalığı riskini etkileyecek şekilde beyin sağlığına katkıda bulunduğu görülüyor.
Çalışmada, özellikle insanların yavaş dalga uykusunda (en derin uyku seviyesi) ne kadar zaman harcadıklarına ve hızlı göz hareketi (REM) uykusunda veya rüya uykusunda geçirdikleri zamana bakılıyor. Araştırmacılar, daha az derin uyku veya rüya uykusu alan kişilerin kritik beyin bölgelerindeki hacimlerin daha küçük olduğunu bildiriyor. Bu tür uyku eksikliğinin özellikle Alzheimer’de erken değişikliklere uğradığı bilinen alt parietal lobu  (beynindeki serebral korteksin dört ana lobundan biri).  etkilediği görülüyor.
Araştırmacılar, “Bulgularımız, uyku sırasında azalan nöroaktivitenin beyin atrofisine katkıda bulunabileceğine ve dolayısıyla Alzheimer hastalığı riskini artırabileceğine dair ön kanıtlar sağlıyor ve bu sonuçlar, orta yaşlı ve ileri yaştaki yetişkinlerde yaygın bir rahatsızlık olan uyku eksikliğinin Alzheimer hastalığı patogenezi (hastalığın esası ve gelişimi) ve bilişsel bozuklukla nasıl ilişkili olabileceğini karakterize etmeye yardımcı olduğu için özellikle önemlidir” diyor.
Ancak uyku döngüleri ile Alzheimer hastalığının ilerlemesi arasındaki nedensel ilişkileri tam olarak anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var.
Yazı, 31 Mart 2025’te “Journal of Clinical Sleep Medicine” de yayımlandı.


KAYNAK:
https://jcsm.aasm.org/doi/10.5664/jcsm.11630
https://www.medicinenet.com/bad_sleep_linked_to_alzheimers_brain_changes/news.htm?ecd=mnl_day_033125

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu web sitesi, Sivil Toplum için Destek Vakfı koordinasyonunda European Bank for Reconstruction and Development ve Turkey Mozaik Foundation destekleriyle yapılmıştır.