Ana SayfaBlogBlogLiteratürden Seçmeler

Literatürden Seçmeler

Prof. Dr. Kaynak Selekler

Beyin proteini ve yaşlanma

NATURE BRIEFING’ de 07 March 2025’de yayınlanan bir çalışmada, Alzheimer hastalığının ilerlemesinde rol oynayan bir proteinin, normal beyin yaşlanmasıyla ilişkilendirilmesi, araştırmacıların yaşa bağlı zihinsel gerilemeyi engellemek için onu hedef alabilecekleri ihtimalini artırıdığı kaydediliyor. Amiloid-β öncü proteininin (APP) parçalanması, Alzheimer hastalığı olan kişilerin beyinlerindeki plaklarda sıklıkla bulunan amiloid-β peptidlerini oluşturur. Araştırmacılar, turkuaz killifish’te (Nothobranchius furzeri) APP üreten genin devre dışı bırakılmasının yaşlanma belirtilerini azalttığını buldu. Bu da bu genin hastalıktan kaynaklanmayan nörodejenerasyonda gözden kaçan bir rolü olduğuna işaret ediyor (1).

Not: 20012’de yayınlanan “Alzheimer Orta Yaşta Başlar” (2) kitabımda aynen şöyle yazdım:

“Günümüzde Alzheimer hastalığı için iki farklı görüş var. Bir görüşe göre, Alzheimer hastalığı yaşlanmanın normal sonucu değil, diğerleri gibi bir hastalıktır, kader değildir. Diğer bir görüş ise Alzheimer hastalığını yaşlanmanın ortaya çıkardığı bir tablo olarak yorumlar. 

Alzheimer hastalığının klinik belirtileri 65 yaşından sonra başlar ve her beş yılda bir, sıklığı iki katına çıkar.  85 yaş üzerindeki kişilerde %30-50 gibi yüksek oranlara ulaşır. Yapılan çalışmalarda, bu artma eğiliminin 90 yaşından sonra da aynı şekilde olduğu bulunmuştur. Sonuçta belirli bir yaşta, Alzheimer hastalığının oranı %100 olacaktır.

Bugün doğan çocukların 150 yaşına kadar yaşayacakları şeklinde bir iddia vardır. Eğer gerçekten ilerde insanlar bu yaşlara kadar yaşarlarsa, bugün için bilemediğimiz bir yaş diliminde (120? 130?)’ ki bütün insanlar demanslılardan teşekkül edecektir. Başka bir deyişle “yeteri kadar yaşarsa herkes bir gün Alzheimer olacaktır”. Bu karamsar hipoteze göre Alzheimer hastalığı, aynı ölüm gibi, genetik bir kaderdir ve yaşlanma önlenemedikçe tedavi edilemeyecektir.”

Kaynak:

  1. https://www.nature.com/articles/d41586-025-00751-7
  2. Selekler,K. Alzheimer Orta Yaşta Başlar. Alfa Yayınları, 2012. sayfa:11-12.

Telomer Uzunluğu Yaşa Bağlı Beyin Hastalıklarıyla Bağlantılı

Kromozomların ucundaki koruyucu kapaklar olan telomerler, hücresel yaşlanmayı yansıtan bir biyobelirteç görevi görür ve yaşa bağlı hastalıklara karşı duyarlılığı artırır. Belirli bir uzunlukta telomerler yoksa, DNA’lar hasara daha yatkındır.

Lökosit telomer uzunluğunun ölçülmesi, hastanın felç, bunama ve ileri yaşta depresyon geçirme riski hakkında fikir verebilir.

Lökosit telomer uzunluğu, yaşam tarzı ve kalıtımsal faktörlerin karmaşık bir ilişkisinden etkilenir. Lökosit telomer uzunluğunda, kalıtımsallığın rolünün %83 kadar olduğu tahmin edilmektedir, ancak bu önemli ölçüde değişmektedir ve aile geçmişine bağlıdır.

Erken araştırmalar, daha uzun lökosit telomerlerinin felç, bunama ve ileri yaşta depresyon için daha düşük riskle bağlantılı olduğunu öne sürüyor. Bulgular ayrıca sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemenin daha kısa telomer uzunluklarıyla ilişkili riskleri azaltmaya yardımcı olabileceğini gösterdi.

Ancak araştırmacılar bulguların cesaret verici olmasına rağmen bunların ön çalışmalar olduğunu ve klinik uygulamaya entegre edilmeden önce daha fazla doğrulamaya ihtiyaç duydukları konusunda uyarıyor.

                                                         Şekil: Kromozomda sarı bölgeler Telomerler.

Kaynak:

https://www.medscape.com/viewarticle/telomere-length-linked-age-related-brain-diseases-2025a10003lt?ecd=mkm_ret_250301_mscpmrk_neuro_stroke_etid7262390&uac=295762CZ&impID=7262390

Kötü Uykuya Bağlı Alzheimer'le İlgili Beyin Değişiklikleri

Yeni bir araştırmaya göre, uyku ve rüya görme gibi faktörlerin Alzheimer hastalığı riskini etkileyecek şekilde beyin sağlığına katkıda bulunduğu görülüyor.

Çalışmada, özellikle insanların yavaş dalga uykusunda (en derin uyku seviyesi) ne kadar zaman harcadıklarına ve hızlı göz hareketi (REM) uykusunda veya rüya uykusunda geçirdikleri zamana baktılar. Araştırmacılar, daha az derin uyku veya rüya uykusu alan kişilerin kritik beyin bölgelerindeki hacimlerin daha küçük olduğunu bildiriyor. Bu tür uyku eksikliğinin özellikle Alzheimer’de erken değişikliklere uğradığı bilinen alt parietal lobu etkilediği görülüyor.

Araştırmacılar, “bulgularımız, uyku sırasında azalan sinirsel aktivitenin beyin atrofisine katkıda bulunabileceğine ve dolayısıyla Alzheimer hastalığı riskini artırabileceğine dair ön kanıtlar sağlıyor. Bu sonuçlar, orta yaşlı ve ileri yaştaki yetişkinlerde yaygın bir rahatsızlık olan uyku eksikliğinin Alzheimer hastalığı patogenezi* ve bilişsel bozuklukla nasıl ilişkili olabileceğini karakterize etmeye yardımcı olduğu için özellikle önemlidir” diyor.

Uyku mimarisi, Alzheimer hastalığı ve ilişkili bunamalar için değiştirilebilir bir risk faktörü olabilir ve bu durum, riski azaltmak veya Alzheimer başlangıcını geciktirmek için müdahaleleri keşfetme fırsatı yaratabilir.

Ancak uyku döngüleri ile Alzheimer hastalığının ilerlemesi arasındaki nedensel ilişkileri tam olarak anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var.

*Patogenez, bir hastalığın kaynağı ve gelişmesi sırasında organizmada meydana gelen değişiklikler bütünü

Kaynak:

https://www.medicinenet.com/bad_sleep_linked_to_alzheimers_brain_changes/news.htm?ecd=mnl_day_033125

Yeni Glikoz Düşürücü İlaçlar Demans Riskini Azaltıyor

İki yeni çalışmadan elde edilen bulgular,  glukagon benzeri peptit-1 reseptör agonistleri (GLP-1RA’lar) ve sodyum-glikoz kotransporter-2 inhibitörlerinin (SGLT2i’ler) demans ve Alzheimer  hastalığı riskini önemli ölçüde düşürdüğünü gösteriyor. Araştırmacılar,”diyabetli hastalarda Alzheimer riskini azaltmada GLP-1RA’lar ve SGLT2i’lerin potansiyel koruyucu bir rol oynayabileceğini öne süren önceki gözlemsel çalışmalar ve meta-analizlerle tutarlı olduğunu ve bunları genişlettiğini” yazdılar.

Birinci çalışmada, diğer glikoz düşürücü ilaçları kullanan bireylerle karşılaştırıldığında, GLP-1RA alanlarda Alzheimer görülme olasılığı %33 daha azdı ve SGLT2i alanlarda %43 daha azdı. GLP-1RA ve SGLT2i grupları arasında Alzheimer riskinde anlamlı bir fark yoktu.

İkinci çalışmada, genel olarak glikoz düşürücü tedavilerin kullanımı ile bilişsel bozukluk veya bunama riskinin azalması arasında bir ilişki olmamasına rağmen, GLP-1RA kullanıcılarının her nedene bağlı bunama riski, plasebo, olağan bakım veya glikoz düşürücü ilaçlarla tedavi görmeyen kontrol gruplarıyla karşılaştırıldığında önemli ölçüde daha düşüktü Bu etki SGLT2i ile görülmedi. 

Her iki çalışmanın yazarları, bulguları doğrulamak ve glikoz düşürücü tedavilerin bilişsel sonuçlar üzerindeki etkisini değerlendirmek için daha fazla araştırma yapılması çağrısında bulundu.

Bu tür ilaçların diyabetli olmayan kişilerde demansa karşı koruyucu olup olmadığı sorusu gerçekten ilgi çekici ve devam eden birkaç klinik çalışmanın odak noktası.

Kaynak:

https://www.medscape.com/viewarticle/more-evidence-ties-glucose-lowering-meds-lower-dementia-risk-2025a10008ev?ecd=wnl_edit_tpal_etid7351004&uac=295762CZ&impID=7351004

Sağlıklı Yaşlanma İçin En İyi Diyet

Yaşlandıkça sağlığını korumak için orta yaşta nasıl beslenmeli?

Nature Medicine dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, 105.000’den fazla erkek ve kadının katıldığı ve sekiz farklı diyetin uygulandığı 30 yıllık bir araştırmada bir diyet açık ara birinci çıktı.

Araştırmacılar, orta yaşta beslenme düzenleri Alternatif Sağlıklı Beslenme Endeksi (ASBE)’ne daha yakın olan kişilerin 70’li yaşlarda sağlıklı olma olasılığının en yüksek olduğunu söylüyor. Sonuçlar, en yüksek ASBE puanına sahip olanların 70 yaşına geldiklerinde sağlıklı yaşlanma olasılıklarının yüzde 86 daha fazla olduğunu ve 75 yaşına geldiklerinde sağlıklı olma olasılıklarının 2,2 kat daha fazla olduğunu gösteriyor.

Araştırmacılar, Alternatif Sağlıklı Beslenme Endeksi’nin meyve, sebze, tam tahıllar, kuruyemişler, baklagiller ve sağlıklı yağlar açısından zengin, kırmızı ve işlenmiş etler, şekerli içecekler , sodyum ve rafine tahıllar açısından düşük bir diyete odaklandığını söylüyor. Ayrıca araştırmacılar, bulgularımız, sağlıklı hayvansal gıdaların orta düzeyde dahil edildiği, bitki bazlı gıdalar açısından zengin beslenme düzenlerinin genel olarak sağlıklı yaşlanmayı destekleyebileceğini ve gelecekteki beslenme kurallarının şekillenmesine yardımcı olabileceğini gösteriyor .“diyor.

Kaynak

https://www.medicinenet.com/this_diet_is_best_for_healthy_aging/news.htm?ecd=mnl_sen_040225

Orta Yaş Diyetinin Kalitesi İleri Yaştaki Beyin Değişiklikleriyle Bağlantılı

Yeni bir çalışmada, orta yaş boyunca sağlıklı bir diyet uygulamak ve bel-kalça oranını düşük tutmanın ileri yaşlarda beyin sağlığı ve bilişsel işlevlerde iyileşme ile ilişkili olduğu bulundu.

Araştırmacılar, Londra Üniversitesi ‘nde gerçekleştirilen Whitehall II Çalışması’ndan ve Birleşik Krallık’taki Oxford Üniversitesi’nde gerçekleştirilen Whitehall II Görüntüleme Alt Çalışması’ndan elde edilen verileri analiz etti.

Orta yaşta daha iyi diyet kalitesi, oksipital lob ve serebelluma olan gelişmiş hipokampal* fonksiyonel bağlantıyla önemli ölçüde ilişkiliydi

Daha yüksek “Bel kalça oranı”nın  ayrıca sözel epizodik bellek ve anlamsal akıcılık dahil olmak üzere bir dizi testte önemli ölçüde daha düşük bilişsel performans puanlarıyla bağlantılı olduğu bulundu.

Araştırmacılar, “Bu bulgular, beslenme düzenini iyileştirmeye ve merkezi obeziteyi yönetmeye yönelik müdahalelerin, ileri yaşlarda beyin ve bilişsel sağlık açısından faydalı sonuçlar elde etmek için orta yaşta (48-70 yaş) hedeflenmesinin daha iyi olabileceğini gösteriyor” diye yazdı.

*Hipokampus: Beynin medial temporal (şakak) lobunda yer alan, hafıza ve yön bulmada önemli rolü olan bölge. 

Kaynak:

https://www.medscape.com/viewarticle/midlife-diet-quality-linked-brain-changes-later-life-2025a10007ca?ecd=mkm_ret_250404_mscpmrk-OUS_ICYMI_etid7334920&uac=295762CZ&impID=7334920

Yeni Kan Testi Alzheimer Hastalığını Teşhis Edebiliyor ve Takip Edebiliyor

Yeni bir araştırmaya göre, Alzheimer hastalığı için deneysel bir kan testi, sadece hastalığın teşhisine yardımcı olmakla kalmıyor, aynı zamanda beyin rahatsızlığının ne kadar ilerlediğini de gösterebiliyor.

Test, Alzheimer hastalığının bir parçası olarak beyinde biriken toksik tau yumaklarıyla bağlantılı olan MTBR-tau243 adlı bir proteinin seviyelerini ölçüyor.

Çalışmada, bilişsel gerileme yaşayan bir grup insanda bu test kullanılarak, araştırmacıların erken veya geç evre Alzheimer hastalığı arasında ayrım yapmayı başardıkları belirtiliyor.

Araştırmacılar ayrıca Alzheimer hastalarını, beyin gerilemesinin Alzheimer dışındaki bir nedenden kaynaklandığı kişilerden ayırabildiklerini ve bu kan testlerinin, gelecekte tau proteinlerini veya beyin hastalığının diğer yönlerini hedef alacak ilaçlara Alzheimer hastalarını yönlendirmede yardımcı olabileceğini söylüyor.

Kaynak:

https://www.medicalnewstoday.com/articles/new-blood-test-may-help-diagnose-show-how-far-alzheimers-progressed#Blood-tests-Next-step-in-Alzheimer-s-diagnosis-and-treatment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu web sitesi, Sivil Toplum için Destek Vakfı koordinasyonunda European Bank for Reconstruction and Development ve Turkey Mozaik Foundation destekleriyle yapılmıştır.