Türkiye’nin ruh hali “verimsiz mutsuzluk”
TÜİK verilerine göre Türkiye’de her iki kişiden biri mutsuz. Küresel Duygular Barometresi
dünyanın en az gülümseyen ülkesi Türkiye diyor. Küresel İnsani Gelişim Araştırması’nda 22 ülke arasında 21’inciyiz. Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi araştırmacıları bu
bulguların yer aldığı 7 endeks ve 3 veri setini inceleyip Türkiye’nin ruh halini şu kavramla
tanımladı: “Verimsiz mutsuzluk rejimi”
Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi’nde Prof. Dr. Nebi Sümer ve Prof. Dr. Zafer Yenal tarafından uluslararası 7 endeks ve ulusal 3 veri seti incelenerek “Türkiye Toplumsal Psikolojik Esenlik Raporu” hazırlandı. Rapora göre Türkiye’nin durumu “verimsiz mutsuzluk rejimi”… Bu kavram “Ekonomi ve altyapı belli ölçüde ilerlerken bu ilerleme toplumun geniş kesimi için anlamlı bir refaha dönüşmüyor. Refah dağılımındaki bu felç hali geçici bir kriz değil, kalıcı bir sosyal hoşnutsuzluğa evrilmiş durumda. Türkiye’nin mutlu bir ülke olmadığı gün gibi ortada olsa da topyekun bir çöküş de yok. Toplumun memnuniyetsizliği kolektif iyileşme çağrısı
yaratmaktan ziyade ya içselleştiriliyor ya da göç arzusuna akıyor” ifadesiyle özetlenebilir. Bu olumsuz tabloya karşın araştırmacılara göre kişisel özgürlük gibi alanlarda adımlar atılırsa dönüşüm çok hızlı olur…
Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nebi Sümer
Sadece Türkiye’ye has bir kavram
“Verimsiz mutsuzluk rejimi, Türkiye’ye has bir tabir. Zafer Hoca’yla yurt içi ve yurt dışında Türkiye’nin psikolojik esenliğini izleyen tüm endeksleri bir araya getirdik. Verilerin okunup yorumlanmasından da ortaya bu tabir çıktı. Genel bir çöküş yok ama bazı parametreler iyiye giderken bazı konularda derin sorunlar da var. Büyük bir gelir eşitsizliği yaşıyoruz. İnsanların psikolojik esenliği her gün daha da kötüye gidiyor. Öte yandan kaynakları azalsa da, doğurganlık hızı yavaşlasa da, Türkiye’nin müthiş bir iş gücü kapasitesi var. Ancak toplumun büyük bir bölümü için bu potansiyel, belirgin bir refaha dönüşmüyor. Richard Easterlin’in tezine göre mutluluk gelirle pozitif ilişkili. Fakat uzun vadede bu ilişki ortadan kalkıyor. Zengin ülkelerde artan gelirin mutluluk üzerinde etkisi yok. Düşük gelirli ülkelerde ise gelir arttıkça mutluluk artıyor. Düşük-orta gelirli olan Türkiye’de temel sorun gelir eşitsizliği. TÜİK’e göre dördüncü çeyrekte ekonomi yüzde 3.6 büyüdü. Kişi başı milli gelir 18 bin doların üstüne çıktı. Ama çalışan nüfusun yüzde 46.7’sinin kazancı asgari ücret ya da onun da altında. Türkiye, diğer ülkelerin aksine henüz zenginleşmemişken aynı anda hem mutsuzluğa sürükleniyor hem de yaşlanıyor.
Ekonomik büyüme ancak gelir eşitliğini bozmuyorsa mutluluğu arttırır. Eşitsizliğe yol açıyorsa insanlar da doğal olarak mutsuzlaşır.”
Kalan da memnun değil göç eden de
“Gelirdeki uçurum büyüyor. Nüfusun büyük kısmı düşük ücretle yaşamaya mahkum edilmiş. Bu da sosyal, ekonomik ve politik kaynaklara ulaşmada kalıcı ve sistemik engeller yaratıyor. 15-24 yaş arası genç üniversite mezunlarında işsizlik 2020’de yüzde 35’le zirveyi gördü. 2024 verilerine göre yüzde 25 seviyesindeydi. Türkiye bir taraftan eğitim sorununu hemen hemen bütünüyle çözdü. Okuma yazma ve okullaşmada tarihi ivmeler yakalandı. Ama diğer yandan 18-29 yaş arası her iki kadından biri ne eğitimde ne istihdamda. OECD ülkeleri arasında son sıradayız. Bunların sonucunda ‘çıkış’ dediğimiz yurt dışına göç arzusu doğuyor. ‘Bu ülkede kapasitemi sergileyemiyorum’ deyip gidenlerin sayısı TÜİK verilerine göre 2024’te 424 bin 345.”
Manipülasyon, çıkarcılık bencilleşme
“Türkiye kendi içinde dönen verimsiz bir çarka girmiş vaziyette. İnsanlar uzun süre bu tür döngülerde olduklarında hayatta kalabilmek için şartlara uygun bir zihinsel model geliştiriyorlar ve bu model de bir noktada norma dönüşüyor. Aşırı güvensizlik yaşam biçimi oluyor. Bu da büyük bir risk. Yatırımlar yavaşlıyor, komplo teorilerine inanç artıyor, kaygı yükseliyor. Bu durum giderek kalıcılaşıyor ve tüm ilişkiler bu şemaya göre şekilleniyor. Türkiye için en büyük tehlike, bu zihinsel modellerin toplumsal psikolojik dinamiklere dönüşmesi. Çünkü bu tür davranışlar kristalleştiğinde kendini yeniden üretmeye başlıyor. ‘Davranışsal ketlenme’ dediğimiz durum bunun en kristalize hali. Diyelim ki konjonktür gereği uzun süre otosansür ve kontrolle yazmış bir gazeteci var. Bir noktadan sonra kendini sansürleme hali otomatize hale geliyor. Her konuda defalarca kez düşünür oluyor. Aktardığı tüm bilgiler filtrelenmiş bilgilere dönüşüyor. Bu ketlenme yalnız basında değil, her alanda geçerli. Kişisel özgürlüklerden feragat ederek manevralarla hayatını sürdürmeye çalışan insanların sayısı arttıkça manipülatif, çıkarcı ve bencilce davranma eğilimi de artıyor. Narsisizm, sosyopati, Makyavelizm gibi kötücül eğilimler sıklaşıyor.”
Suç artıyor vicdansızlık perçinleniyor
“Türkiye’de bunların yaygınlaştığına yönelik çok açık emareler var. Suç artıyor, suçtan sonra vicdansızlık perçinleniyor, suçu savunma doğal hale geliyor. Toplumda bu dinamik geliştikçe siyasi rekabet içindeki gruplar mücadeleyi politikadan ziyade bir kişilik ve ahlak yarışmasına
dönüştürüyor. Art niyet atfetme belirginleşiyor. Komplo teorisine inanç da hem sağ hem sol siyasette eşit düzeyde yüksek. Oysa yerleşmiş demokrasilerde bu sağ yelpazede daha sık
görülür. Komplolara inancın bütün siyasi gruplara yayılması, otoriter sistemi değiştirebilecek potansiyelleri de bozunmaya uğratıyor. Bütün bu unsurlar verimsiz mutsuzluk rejimi dediğimiz
hayatta kalma dinamiklerini ortaya çıkarıyor. Mutsuzluk dediğimiz şey yalnızca kötü hissetme hali, depresiflik, üzülmek değil. Toplumda hakim olan bu mutsuzluk rejimi her şeyi etkiliyor.
Güven zedeleniyor. Davranışsal değişimler ve bozukluklar beliriyor.”
Olumsuzluk var ama iyileşme hızlı olabilir
“Tüm bu kötü gidişata karşın ilerleme de söz konusu. Sağlık, altyapı, eğitim, yaşam şartları
geçmişe göre daha iyi durumda. Dünyadaki birçok ülkenin önündeyiz. Fakat 167 ülke arasında sosyal sermayede 137’nci sıradayız. Sosyal ve kültürel sermayenin düşük olması demokrasinin de anında gerilemesine yol açıyor. Demokratik teamüller yerleşmiş ve sosyal sermaye iyi
düzeydeyse otoriter sisteme geçiş çok zor oluyor. Bu gidişat tersine döndüğü anda iyileşme de çok hızlı olabilir. Türkiye’nin kaynakları hala güçlü, politik yetkinliği fazla. Seçimlere katılım oranı yerleşmiş demokrasilere kıyasla bile çok yüksek. Bu bize insanların umudunu tam
kaybetmediğini gösteriyor. Nüfusumuz her şeye rağmen hala genç ve gençler olumsuzluklara karşı çok hassas olduğu gibi olumlu gelişmelerden en çok fayda sağlayanlar da onlar. Kişisel özgürlük gibi alanlarda adımlar atılırsa dönüşüm çok hızlı olur ve karşılığını çarpan etkisiyle
görürüz. Yakındığımız birçok durum için aslında kritik tarih 2017. Çalışmalar genel iklimin
cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş sonrasında hızla bozulduğunu gösteriyor. Çünkü gücü paylaştırmayan bir sistem dışlanma durumunu arttırıyor. Katılımı azaltıyor.”
Sabancı Üniversitesi Yönetim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Yenal
Rölantide yaşamak
“Türkiye’de büyüme zaten eşitsiz. Bunun üstüne bir de özgürlükler daralıyor ve kurumsal güven eriyor. İnsanlar bu mutsuzluğu ne kolektif bir enerjiye çevirebiliyor ne de kabullenip huzurla yaşayabiliyor. Amiyane tabirle öldürmüyor ama mutlu da etmiyor. Rölantide yaşama hali olarak nitelendirilebilir. Bu mutsuzluk da verimsiz, çünkü pozitif bir toplumsal yaşam enerjisine dönüşmüyor. İmkan yaratabilenler yurt dışına gidiyor, yaratamayanlar köye, kıra göçme hayali kuruyor. Peki gelir ve esenlik arasındaki makas neden giderek açılıyor? Çünkü Türkiye dünyanın en eşitsiz ülkelerinden biri. Büyüme küçük bir kesimde yoğunlaşıyor. Böyle olunca geniş kitleler için ilerleme hissi ortadan kalkıyor. Orta sınıf eriyor. Daha da önemlisi, kaynakların liyakat yerine siyasi bağlılık üzerinden dağıtıldığına dair yaygın kanaat var. Bu da insanların hissettiği
dışlanmışlığı salt ekonomik değil, ahlaki bir yük haline getiriyor.”
Belirsizlik algısı
“2017 yılı kırılma noktası çünkü sadece kurumsal bir dönüşümü ifade etmiyor bu yıl. 2017 sonrası Türkiye’de öngörülemezlik normalleşti. Kimin, ne zaman, neden cezalandırılacağı belirsiz algısı yerleşti. Üstüne ekonomik krizler, siyasi baskılar, davalar, enflasyon, barınma krizi eklendi.
Endekslerde tam da bu dönemde pozitif ve negatif duygular arasındaki makas dramatik biçimde
açıldı. Ayrıca verilere göre Türkiye en az gülümseyen ülke. Keyif duygusunda da sondan üçüncü
sırada. Bu durum salt mutsuzluk değil, mutlu hissetme kapasitesinde erozyon yaşandığının da
göstergesi. Gidişat toplum ölçeğinde bir klinik anhedoniye, yani hiçbir şeyden keyif alamamaya,
duygusal olarak paralize olmaya, motivasyon yoksunluğuna doğru.”
İki paralel Türkiye
“Legatum’un endeksinde yaşam koşulları bakımından 80.9 puandayken kişisel özgürlüklerde 30.2 düzeyindeyiz. Bu uçurum bize iki paralel Türkiye’yi anlatıyor. Fiziksel altyapı kısmen işliyor.
Ama bu altyapının üzerinde şekillenmesi beklenen özgürlük hissi, güvenlik algısı ve kurumsal güven yerlerde. Burada özellikle siyaset bilimcilerin bugünlerde çok kullandığı ‘fiili kutuplaşma’ kavramı devreye giriyor. ‘Biz ve onlar’ çerçevesi o kadar belirleyici ki, insanlar ortak zemin bulamıyor. Fiili kutuplaşma psikolojik esenliği aşındırıyor.”
Antidepresan kullanımı
“OECD’ye göre Türkiye’de antidepresan kullanımı 13 yılda yüzde 86 oranında arttı. Bunun ne manaya geldiğini anlamak için dünyadaki örneklere bakmak lazım. Arjantin, dünyada kişi başına en fazla psikolog düşen ülke. Psikoloğa gitmek orada bir norm. Ama bu kültürün yerleşmiş olması dahi Arjantin’i mutsuzluktan kurtarmadı. Kronikleşen ekonomik krizin içinde yoğun bir göç dalgası sürüyor. Türkiye’de ise Arjantin’in aksine tedaviye erişim sınırlı. Üstelik psikoloğa gitmek hala damgalanma sebebi. Türkiye’deki antidepresana yönelim de işte bu boşluğun sonucu. Yapısal sorunlara bireysel, kimyasal bir yanıt. Verimsiz mutsuzluğun ilaç şişesindeki
hali.”
İşte o araştırmalar
• Gallup’un Dünya Mutluluk Raporu’na göre Türkiye 147 ülke arasında 92’nci. Yine Gallup’un
Küresel Duygular Barometresi’ne göre Türkiye 144 ülke arasında en az gülümseyen ülke. Keyif
duygusunda sondan üçüncü. En stresli ilk beş ülkeden biri.
• OECD Daha İyi Yaşam Endeksi’nde 41 ülke arasında 38’inci. Endekse göre negatif duygu ile
pozitif duygu oranında OECD ülkelerinin ortalaması yüzde 12.7’yken Türkiye’de bu oran tam
yüzde 32.1.
• Legatum Refah Endeksi’nde 167 ülke arasında 95’inci.
• Mutluluk, fiziksel ve zihinsel sağlık, anlam, karakter, ilişkiler ve finansal güvenlik olmak üzere
altı boyutta 22 ülkeden 200 bin katılımcıyı inceleyen Küresel İnsani Gelişim Araştırması’nda
Türkiye 22 ülke arasında 21’inci sırada. Bu da hem ekonomik hem insani açıdan eşitsizliklerin
işaretçisi.
• TÜİK’in 2003’ten beri yaptığı Yaşam Memnuniyeti Araştırması’na göre Türkiye’de mutlu
olduğunu söyleyenlerin oranı 2024’te ilk kez ülkenin yarısından bile aza, yüzde 49.6’ya indi. 2025
oranı yüzde 53.3 ama kabaca hala ülkedeki neredeyse her iki kişiden biri mutsuz.
• 2010-2023 arası antidepresan kullanımında artış OECD verilerine göre yüzde 86.
Bu haber 26.03.2026 tarihinde Baran Can Sayın tarafından Gazete Oksijen’de yayınlandı.