Salgının başladığı kabul edildi, ve evde kal çağrısı herkese birden yapıldı. Hemen arkasından en kolay hedef seçildi. En yüksek risk grubu, hastalanırsanız ölürsünüz diye en kolay ikna edilecek, zaten en çok evde kalan, ekonominin devamı için hayatın içinde olması elzem olmayan 65 yaş üstüne size dışarısı yasak dendi.
Siz evde oturun, keyfinize bakın, biz her türlü ihtiyacınızı karşılarız dedik. Hepimiz dedik. Medyanın her kanalında yaşlıları ikna turlarına çıktık. Tıbbi bilgiye boğduk herkesi, tv’lerde salgın eğrisini nasıl düzleştirmemiz gerektiğini anlattık. Siz hastalanırsanız sadece kendi kesenizden hastalanmıyorsunuz bir de çok kıymetli yatakları işgal edersiniz sonra dedik. Dedik. Siz zaten hep evdesiniz, evde beklemeye alışkınsınız şimdi de karantinanın bitmesini bekleyin dedik. Siz ne istersiniz sormadık mı sorduk mu? Biraz projektör ve mikrofonları tuttuk yaşlılara, saygısızlık yapanlar vardı, saygısızlıktan da biz koruruz sizi dedik. Dedik. Evde sıkılıyorum demek bir lükstür, bakın sağlık personelinin ne ağır koşullarda çalıştığına, doktorlar, hemşireler ölüyor. Dedik. Korku dağları sardı, yok kentleri sardı aslında, dağlar daha rahattı galiba salgında. Özgürlüğüne, yazlığına memleketine kaçanlar oldu. O zaman şehirler arası ulaşımı izne bağladık. İzin almadan bir yere gitmeyin dedik. Dedik.
Her akşam kaç kişi daha hastalandı, kaç kişi öldü onları izledik. B e r a b e r göz yaşı döktük. Kimimiz yalnız karşıladı karantinayı, kimimiz kalabalık. Kimimiz yoklukla, kimimiz varlık içinde yoklukla. Umut eksilmedi penceremizden, kapımızdan. Yiyeceğimizi de, temizleyeceğimizi de kapımıza getirdiler bir şekilde. Akıl fikir her yerde, ne yapacağımızı, ne yapmayacağımızı da söylediler. Biz zaten hep evdeydik, gene bekleriz evimizde dedik. Sıkıldık mı, sıkıldık, ne kadar sürecek merak etmiyor muyuz, ediyoruz. Hastalık bize uzak mı, yakın zaten yakın. Ölüm bize uzak mı?… Avrupa’da huzurevlerinde patır patır ölüyormuş yaşlılar. Bakanlar hastalanıp ya da korkup yaşlıları bırakıp kaçmışlar. Amerika ve İngiltere’de istatistiklere bile girmiyormuş yaşlı ölümleri. Zaten birileri çıkarmış bu virüsü, zayıf, dayanıksız, yaşlı, ekonomiye yük olan kim varsa gitsin diye. Bu nüfusu kaldırmıyormuş bu dünya. Yok canım saçmalık.
Mayıs ayında hayatın yavaş yavaş normale dönme planı yapan yerler varmış. Yaşlılar ama çıkmasınmış sokağa. Onların ev hapsi, tecrit devam etsinmiş. Yok o kadar uzun boylu değil. Tamam sabrediyoruz, gayret ediyoruz, sayılı gün diyoruz da sayısını bilmiyoruz. Evimizi de seviyoruz ve evimizde rahat ediyoruz. Yük olmadan yaşıyorduk, gene yaşarız. Ne zorluklardan ne yokluklardan geçtik bugüne gelene kadar, bundan da geçeriz elbette. Akıl bizde de var. Farklı ihtiyaçları olanlarımız var, farklı beklentileri olanlarımız var. Gerektiği kadar sabreder, gerektiğinde talep ederiz. Sorun söyleyelim ne istediğimizi.