Ana SayfaBlogFaaliyetlerimizPandemide DerneğimizÖykü – Gülüstü Salur

Öykü – Gülüstü Salur

Ayşe hanım 74 yaşında emekli öğretmen, kızı biraz da annesine güvenerek iki çocuk yaptı. Biri 14, diğeri 8 yaşında. Büyüğü anadolu lisesi sınavına hazırlanıyor, çok çalışkan. Allahtan yakın oturuyorlar çocuklar okuldan anneannelerine geliyorlar. Anneanneleri ne pişirse bayılıyorlar. Ayşe hanım kendisi gibi çok kıymetli bir öğretmen olan eşini 4 yıl önce kaybetti. Sigaranın bu kadar fena bir şey olduğunu bilmezlerdi ki. Birçok arkadaşı gibi o da yaşlılığını yalnız karşılayacaktı bu pırlanta torunlar ona yaşama sevinci ve gücü verdi. Ayşe hanım her işine yetişiyor, hatta kızının yemeğini de pişiriyor, zaten çoğu akşam onda yiyip yemeği evlerine öyle gidiyorlar.

 

Ahmet bey 80 yaşında emekli eczacı, eşi Ülkü hanım 78 yaşında 4 senedir Alzheimer hastası. Ahmet bey kızlarının da yardımı ile eşine bakıyor. Oğlu da var o uzaktaBu aralar bir yardımcı gelse ısrarlarına boyun eğdi haftanın üç günü Hanım hanım onlara ev işlerinde yardımca geliyor, epey rahat ettirdi onları. Önce çok itiraz etmişti Ülkü hanım Ahmet bey arada devrettiği eczaneye gidip mahallelisiyle buluşup hasret gideriyor, dönüşte de evin alışverişini gururla kendi yapıyor. Bankaya biraz sık gidiyor ama hesap işlerini kimseye bırakmaz.

 

Gani bey 84 yaşında, çok çalıştı, çok kazandı, çok gezdi, çok yoruldu, çok da hastalık geçirdi, ilk eşi onu 2 kızıyla baş başa bırakıp biraz erken gitti, ikinci eşiyle de olmadı ayrıldılar. Ona sorsanız yalnızlıktan hiçbir şikayeti yok. Pek de yalnız sayılmaz, evde yatılı bir yardımcı, her gün ona sağlık desteği vermek için gelen emekli hemşire hanım, şirkete ya da arkadaş buluşmalarına gitmek isterse şöförü. Kızlar biri yakın biri uzak, bir yumuşak huylu, biri geçimsiz, severler babalarını elbette ama kendini de asla onlara teslim etmez.

 

Gülperi hanım (81) ile Nuri bey (86), ikisinin de ikinci evliliği göçmenler, aynı yerden İstanbul’a göçmüşler. Gülperi hanım çok gün görmüş bir çiftlik sahibinin kızıymış, eşi çok genç ölmüş. Göç aileyi yoksullaştırmış yalnız yaşacağına bari dul bir memleketlisi ile evlenmesini uygun görmüş hemşehrileri. Nuri beyin evi var, Gülperi hanımın görgüsü, emeği kendi yağlarında kavrulacaklarmış. Nuri bey hastalanmış ve bakım ihtiyacı çok olunca evi geçindirmek mümkün olmamış, ikisi de ihtiyarlık aylığı alıyor, konu komşunun eli üstlerinde, hayırseverlerin biraz desteği oluyor. Allah devlete zeval vermesin idare ediyorlar. Beş vakit namazda şükrediyorlar. Gülperi hanım haftada bir pazara gidiyor, hem yaptığı el işlerini satıyor hem eve en uygun fiyattan erzak alıyor. Televizyonda sağlık programlarını kaçırmıyor, çok akıllı bir kadın kimi seyredeceğini de biliyor. Nuri beyin hemşiresi olmuş, sondasını bile hemşire gibi, doktor gibi o değiştiriyor. Kış zor geçiyor, doğal gaza yetişmek zor, tek odada hayat geçebiliyor, battaniyeler ne güne duruyor.

 

Ayşe hanım, Ahmet bey, Ülkü hanım, Gani bey, Gülperi hanım, Nuri Bey hepsi sabah gazete okumayı seviyorlar, zeytin, peynir, domatessiz kahvaltıyı kahvaltı saymıyorlar. Yumurtayı o sıra en moda doktor tavsiyesi neyse ona göre ya yiyor ya yemiyorlar, sağlık programlarını kaçırmıyorlar. Bir doktor televizyon ya da gazetelere fazla sık çıkarsa sıkılıyorlar. Siyasette o kadar fanatik değiller, hepsi kendini çok vatansever görüyor, kendilerinden gençlerin takıldığı kadar da kimsenin peşine takılmıyorlar. Çocuklar, torunlarla zaman geçirmeyi en çok seviyorlar. Çok gürültü olursa da kafa dinlemeye hayır demiyorlar. Ajansı hem akşama başlarken, hem gece yatmadan kaçırmak istemiyorlar. Pek itiraf etmeseler de hepsinin takip ettiği en az bir televizyon dizisi var. Beyler maç bulursa hayır demiyor, hanımlar diğer televizyonda kendi dizilerini seyredebiliyorlar. Uyku süreleri biraz azalmış bunu da gece tuvalet ziyareti ihtiyacına bağlıyorlar.

 

Komşuluğun eskisi gibi olmadığında, arkadaşların giderek azaldığında hem fikirler. Mart ortasına doğru cemreler düştü bahar gelse, yaz gelse açık havanın tadını balkonda, bahçede, yazlıkta çıkarsak diye gün sayıyorlar. Bir de tabi eskilerde bu kışı da atlattık sağ salim duygusu var.

 

Mart 2020 bir durun dedi hepimize bir salgın hastalıkla. Bazı şeylerin korkusu kendinden beter ya. Ne kadar yaşayacağımızı olmasa da nasıl yaşacağımızı bu hastalığın korkusu belirliyor artık.

 

Ayşe hanım Çin’de bir salgın olduğunu duyduğunda dikkat bile etmedi, uzak doğulular sık sık maske ile dolaşır, biz en fazla haberlerde görürüz zaten.

 

Ahmet bey İtalya’da salgın başladığını duyunca pek inanamadı, hadi uzak doğulular tuhaf şeyler yiyorlar ondan başlarına geldi bu, eskiden de salgınlar vurmuştu ama İtalya. Ne güzel bir İtalya tatili yapmışlardı Ülkü hanımla. Şimdi sorsa hatırlarmıydı Pantheon’da kubbeden giren ışık hüzmesinin görünür kıldığı sicim gibi yağmuru. Pantheon çok etkilemişti her ikisini de. Yoksa aşk çeşmesine para atma yaşını da geçmişlerdi gittiklerinde. Yaşı mı olurdu böyle şeylerin. Çok fena haberler geliyordu İtalya’dan. Wuhan’ın adını duymamıştı, ama İtalya çok yakındaydı. En iyisi Ülkü hanımı bu haberlerden korumaktı.

 

Gani bey tabi ki Çin ile iş yapmıştı. En doğrusu buydu Çin ile rekabet edeceğine Çin ile iş yap. Kızları işin başına geçeli beri onlar takip ediyordu bir sormak lazımdı Çin’de kimse var mı ekipten. Bu ara biraz tedbirli davranmakta fayda vardı. Ama bu uçuşlar, İstanbul önemli bir aktarma istasyonu bize uğramaması ne mümkün Avrupa’ya atlayan bu salgının. İran’a gelmiş, sınır kapısını kapatmaları iyi oldu, ama bizi pas geçmedi herhalde. Bizimkiler geç mi kaldı, yoksa saklıyorlar mı halktan. Tedbir almak lazım. Maskeyse maske strelizasyonsa strelizasyon her türlü tedbiri alırız, bunca senedir ne krizleri yönettik bunu mu atlatamayacağız.

 

Önce Gülperi hanım heyecanlandı, ölüm haberleri geliyordu, yazıktı insanlara. En çok ölüm haberini duyduğu doktorlara üzüldü. Dualar etti onlar için. Dinlerince dinlensinler, hizmet ederken ölmelerine çok üzüldü çok. Ecelin nasıl geleceği de belli değildi. Nuri bey sessiz karşıladı. Ahir zaman işaretleri diye düşündü sessizce. Çocukları yoktu. Geride kalan üzülecek kim olurdu. Vade yettiyse bu sebep olacaksa eyvallah demek düşerdi.

 

Mart ortası akla gelmeyenler başa geldi. Cemreler düşmüşken baharın yerin salgın geldi Türkiye’ye hemen açıklamadılar ama ilk hasta da ilk vefat haberi de İstanbul’dan dı, bizim şehrimizden, evimizden.

 

Sağlıkçıladan hastalar hemen çıkıverdi. Çok kolay bulaşan bir virüstü. Hemen ilk günlerden Çin’de, İtalya’da yaşananların korkusuyla bir sürü tedbir ve telkin.

 

Yaşlılar daha fazla risk altındaymış. Daha dayanıksızmışlar, kronik hastalıkları varmış. Gençler ayakta atlatıyormuş, yaşlılar hastanelik, yoğun bakımlık, hatta….. neyse hepimizin gideceği yer orası değil mi zaten.

 

Televizyonda konuşan sayısı ve çeşitliliği arttı, naklen savaş, deprem haberleri veren kanallar şimdi naklen salgın, hastalık, virüs, karantina, korunma, yoğun bakım, risk, izolasyon, maske, strelizasyon konuşur oldular. Seksenimizden sonra bize elimizi nasıl sabunla yıkayacağımızı öğretmeye kalktılar. Kim dedi ki bize bulaşmazmış, kelle paça yersek, zaten bizim ırkımıza etki etmezmiş, biz erken davranmışız, aşı yetişirmiş, ilaç yetişirmiş. Ama bu telaş niye ekonomi kötü dikkatimizi dağıtmak istiyoruz diyenler, bu virüsü biyolojik silah olarak geliştirdiler sonra kontrolden çıktı diyenlere karıştı. Bazı doktorlar çok ciddi aman evden çıkmayın, aman gençler taşır kimseyle görüşmeyin diyorlar. Bu yaşa gelmişiz ne gelecekse gelecek başımıza.

 

Ayşe hanım kızının ısrarları ile eve kapandı, alışverişi kızı yapıp kapıdan bırakıyor. Tam da çocukların okulu tatil oldu, onlarla en çok ilgineceği zamanda bu ayrılık gayrılık ağırına gitti önce Ayşe hanımın. Büyük oğlan nasılsa sınavlar ertelenir bu sene havasına girdi. Bilgisayarın başından kalkmıyor. Ayşe hanıma internetli telefonu öğretmişti. Oradan alışveriş yapmayı da öğretti karantina günleri başlayınca. Böylece Ayşe hanımın kızı markete sık gidip kalabalığa karışmaktan kurtuldu. Bir tane de program var internette ne örgü modelleri, ne yemek tarifleri var görseniz. Yoksa dikiş makinesinin üstünden örtüyü kaldırıp gene biraz dikiş mi diksem dedi Ayşe hanım. Komşularla uzaktan merhabalaşıyorlar, çöp verirken bile dikkat. Apartman görevlisine de söylediler çöpü günde bir kez kapıya üstü kapalı bırakıyorlar. O da maske takmıyordu ama taksın değil mi. Ayşe hanım televizyonda dersler verildiğini gördü. Ah bizim zamanımızda bu imkanlar olsaydı diye gitti gerilere. Dolduruverdi günlerini. Neler geçti bu karantina mı geçmiyecekti. Internette bir yazı okudu hareket de önemli diyordu, eskisi gibi alışverişe dışarı koşturmayacaktı, yemek yapıp yalnız başına yiyip kilo alacak hali de yoktu. Hemen çocuklara yaptırdığı kültür fizik hareketlerinden bakalım hangisini hala yapabiliyorum diye kolları sıvadı. Ayşe hanım karantinadan salim çıktı.

 

Ahmet bey ve Ülkü hanım dört yıldır bir hastalığın gölgesinde yaşıyorlardı. Ahmet bey Ülkü hanımın en ufak bir gripte bile ne kadar etkilendiğini iyi bildiği ve zaten eczacı olduğu için onları kimsenin uyarması gerekmedi. Kapandılar eve. Günlük yürüyüşlere çıkmamak ikisine de biraz tuhaf geldi. En zorlandıkları Hanım hanım dışardan bir şey getirir mi korkusuydu ilk hafta daha sorun o kadar da büyük görünmüyorken bazı tedbirlerle Hanım hanım gelmeye devam etti. Evi yakındı Allahtan, binse binerdi bir durak otobüs ya da minibüse, ama toplu taşıma riskli dendi yürüyerek geldi gitti. Kapıda dışarı kıyafetlerini ayakkabıların çıkardı, el,kol,yüz sabunlandı, kolonyalandı, mutfak şartlandı, fazla da sokulmadı yanlarına temizliği, yemeği, alışverişi halledip gitti. Ama ikinci hafta Hanım hanımın kocası öksürüyor haberi gelince karantina koşulları ciddileşti. Hanım hanım gelmeyecekti. İş gene başa düştü Ahmet bey yükün çoğunu aldı üstüne. Ülkü hanım çok uyumlu bir eş ve hastaydı, iyi ki mücadele tek cephedeydi. Oğulları imdada yetişti telefonundan evin bütün ihtiyacını ısmarlıyordu, bazen yemek de gönderiyordu onlara. Ahmet bey kızdı kendine şu akıllı telefon kullanmayı ne yapıp edip öğrenecekti. Ama banka işlerini de güvenemiyordu ordan yapmaya. Ee ay başında gitmeyecek miydi bankaya. Buna da bir çözüm bulmak lazımdı. Oğlu gene imdada yetişti. Torun uğradı maskesi yüzünde dedeye internet bankacılığı birinci dersi verdi. Gerekince ben sana telefonda tarif edeceğim dedi. Kısa günün karı çocuklarının hediyesi bir yeni model akıllı telefonu da oluverdi korona günlerinde. Keyiflendi Ahmet bey şu tavla hangi delikteydi dedi.. Ülkü hanım Alzheimer’dı ama o kadar da değil o bulup çıkarıverdi tavlayı. Tavla partileri başladı evde günde üç kere. Bir de gene torunun aklı Ülkü hanıma eski radyo tiyatrosu kayıtlarını buluverdiler onları dinletmeye başladı. Dışardaki gürültü kesilince evin içinde yeni meşgalelere yer açılıvermişti. Gayret ve sabırla çözülmeyecek bir şey yoktu. Ülkü hanıma tavla çok iyi gelmişti, kahkahalarla “dü se severler güzeli genç ise” diyen Ahmet bey miydi yoksa ona iyi gelen. Karantinadan girdiklerinden mutlu çıktılar.

 

 

Gani bey önce Çeşme’ye gideyim ben şehir karantinada sıkılırım dedi. Şöforünü ve yardımcısını alıp gidecekti. Hemşire hanımın bırakamayacağı bir annesi vardı o gidemezdi. Hemşire hanım olmadan bir iki hafta idare ederiz değil mi dedi. Kızları itiraz ettiler, ilaç düzenin bozulursa, hem doktorlarının hepsi İstanbul’da Çeşme’ye falan göndermeyiz seni dediler. Kızların biri aşırı pimpirikli, dar etti hepsine dünyayı o girmesin bu çıkmasın diye. Gani bey  mümkün olsa ben yalnız oturayım daha iyi diyecekti. Herkese test yaptıralım eve öyle girsin dediler. Aaa yeterli test yokmuş hastalara bile yapılamıyormuş, geç çıkıyormuş. Bir de üstüne üstlük hastalık belirtileri çıkmadan birkaç gün önce de bulaştırıcı olabiliyormuş virüsü taşıyanlar. Gani beyin evi büyükçeydi, evin bir bölümüne bir kişi hariç kimseyi sokmayalım dediler. Gani beyin bir sürü hastalığı vardı, bu virüsü kapması ölümcül olabilirdi. İlk hafta tutturdu ille işe geleceğim, kriz toplantısına katılacağım diye. Birinci gitti de. İkinci gün şöförünün yüksek ateş ve öksürükle yattığını öğrenince işin ciddiyetini kavradı. Aile doktoru ile konuştu. Henüz test yapmanın bir anlamı da gereği de yoktu, karantinayı kabul edecekti ve evde dinlenecekti. Kızlarından biri babasıyla karantinaya katıldı. Hemşire hanım da gelemeyecekti ilaçları o verdi. Kızının epeydir aklında bir fikir vardı. Babası anılarını yazsın istiyorlardı, ailesine, torunlarına, ilham alacak herkese büyük bir armağan. Bütün fotoğraf albümlerini döktüler. Daha önce bir soyağacı çalışması yapmışlardı zaten. Babası anlattı kızı ses kaydı aldı, bazen de videoya kaydetti. Korona salgınından güzel bir anı kitabıyla salimen çıktılar.

 

Gülperi hanımla Nuri bey bir şey olmaz herhalde noktasından, kurallara uymak gerekire çok çabuk geldiler. Zor da olmadı. Hergün kapılarını bir komşu çaldı bir şey lazım mı demeden erzak getirdiler. Mahallenin gençleri organize olmuşlardı, erzak, ilaç ne lazımsa alıyorlardı. Gülperi hanım için pazara gidememek belki sıkıntı olacaktı ama komşular onları hiç erzaksız bırakmadılar. Devlet de yardım edecek denildi. Bu da geçerdi. Apartmanda yeni bir komşu taşınmış kızı hemşirelik okulunda okuyormuş, Gülperi hanımın yanında bayağı bir staj yaptı. Gülperi hanım ona televizyonda kimin tavsiyelerinin dinlemeye değer olduğunu bile öğretiverdi. Nuri beyin bakımına destek verirken öğrendikleri onu sınıfının en parlak hemşiresi yapacaktı ilerki yıllarda. Gülperi hanım tüm komşulara yaptığı el işlerinden birer bohça hazırlayıp hediye etti karantina bittiğinde. Bir tane evlatla ve inançları kuvvetlenerek çıkıvermişlerdi karantina günlerinden. Hamdolsundu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu web sitesi, Sivil Toplum için Destek Vakfı koordinasyonunda European Bank for Reconstruction and Development ve Turkey Mozaik Foundation destekleriyle yapılmıştır.