HUZUREVLERİ VE BAKIM MERKEZLERİ: YENİ YÖNETMELİĞE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMEMİZ
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı (ASHB) tarafından yayınlanan Huzurevleri ve Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezleri Yönetmeliği, ülkemizin hızla artan yaşlı nüfusu açısından önemi giderek büyüyen ASHB’ye bağlı kurumlara yeni düzenlemeler getiriyor.
Bugün ASHB’ye bağlı 176 huzurevinde 14 bin 969, 291 özel huzurevinde ise 13 bin 614 yaşlı birey hizmet almaktadır. Bakanlık bu yıl 8 yeni huzurevini daha hizmete açmak için çalışmaktadır. ASHB’nin bir milletvekilinin CİMER üzerinden sorusuna verdiği yanıta göre, Türkiye genelinde huzurevlerinde yerleşmeyi bekleyen yaşlı sayısı, Haziran 2025 itibarıyla 11 bin 57’ye ulaşmış, 2025’in ilk altı ayında başvuru sayısı 5 bini geçmiştir.
Konuyla on yıldan fazla süredir yakından ilgilenen gönüllüler kuruluşu olarak kamu kurumlarını doğrudan bağlayan, özel sektör kurumları için de yol gösterici olacağına inandığımız yeni Yönetmelikle ilgili görüşlerimizi paylaşmayı toplumsal sorumluluğumuz olarak görüyoruz:
I. Genel yaklaşım en önemli kazanç
Yönetmelikte yeni bir bölüm olarak yer alan “Genel Esaslar” başlıklı 4.maddenin, yaşlanmaya ilişkin çağdaş bilimsel yaklaşımlarla ve yaşlı hakları konusunda güncel gelişmelerle uyumlu olması, bu düzenlemenin getirdiği en önemli kazançtır.
Yaşlıların onur, itibar, haysiyet, inanç, mahremiyet ve bireysel ihtiyaçlarına saygılı bir hizmet almalarına; sunulan hizmetlerde yaşlıların bağımsızlığının korunmasına yapılan vurgular önemli ve yerindedir.
Günlük yaşam aktivitelerini bağımsız olarak sürdürebilen yaşlıların, bireysel yeterliliklerinin korunması, aktif yaşlanmanın desteklenmesi ve yaşam becerilerinin sürdürülmesi amacıyla, kendi odalarının düzeni ve basit temizliğine katılımlarının teşvik edilmesi ayrıntı gibi gözükse de doğru düşünülmüş bir yaklaşımdır.
Aynı şekilde, kurumlarda kalan yaşlıların sosyal hayata katılımının artırılması; bilgi, yetenek ve becerilerini kullanmalarının teşvik edilmesi; farklı kurumlar ile gönüllü kişi ve kuruluşlarla iş birliği içerisinde düzenlenen sosyal, kültürel, sanatsal, sportif ve benzeri etkinliklere katılımlarının sağlanması yaşlı bireylerin iyilik ve esenlik hallerini güçlendirecek adımlar olacaktır.
Bu ilkelerin uygulamaya yansımasını dikkatle izleyeceğimizi, Dernekçe geliştirdiğimiz “bedensel, zihinsel, sosyal hareketlilik” atölyeleriyle kurumların bu yöndeki çalışmalarına katkı sunmaya hazır olduğumuzu belirtmek isteriz.
II. Kabul yaşının yükseltilmesi: Kimler dışarıda kalıyor?
Yeni yönetmeliğin getirdiği en önemli değişiklik ASHB’ye bağlı kurumlara kabul edilme yaşının 60’tan 70’e çıkarılmasıdır. 60 ile 69 yaş arasındaki bireylerin bu kurumlara kabulu ise “yaşlılığa bağlı hastalıklar nedeniyle kısmi veya tam bağımlı engelli sağlık kurulu raporuna sahip olma” koşuluna bağlanmıştır. “Yönetmeliğin yayım tarihinden önce başvuruda bulunan veya sırada bekleyen yaşlılar” için bu yaş koşullarının aranmayacak olması hakkaniyetli bir düzenleme olsa da, her iki koşul birlikte alındığında, gelecekte kamuya ait huzurevlerine kabul edilebilecek birey sayısının bugüne göre sınırlandırılacağını görmek gerekmektedir.
Bugünün 60 yaş kuşağı, geçmişe göre daha uzun süre aktif, bağımsız ve üretken bir yaşam sürdürmek istiyor ve sürdürebiliyor. Bu açıdan bakıldığında düzenleme, demografik gerçeklere uygun bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir.
Ancak ülkemizde yaşlı nüfusun hızla artmakta olduğu, daha yakından bakıldığında ise yalnız yaşayan, bakım desteğine ihtiyaç duyan, sosyal dışlanma ve yoksulluk riski altında yaşayan yaşlı kesiminin de genişlediği dikkate alınmalıdır.
Kamuda bakım hizmetlerini “daha etkin, sürdürülebilir ve ihtiyaç odaklı bir yapıya kavuşturmak” çok doğru bir hedef olmakla birlikte, bunun ilk adımını hizmet arzını sınırlayarak atmanın ne kadar doğru bir yaklaşım olduğu tartışılmalıdır.
III. Yerleştirme sürecinde aciliyet yaşlıyı yerinden koparmamalı
Yönetmeliğin getirdiği ikinci önemli yenilik bakım düzeylerinin ayrıştırılması, bireysel bakım planı, risk esaslı değerlendirme gibi düzenlemelerdir. Bunlar, uzman kadroların istihdamı, iyi eğitimi, yetkilendirilmesi, prosedürlerin düzenlenmesi ve uygulama rehberlerinin hazırlanması koşullarıyla doğru adımlardır.
Ancak Kırmızı risk grubu, yani “Buluntu veya terk edilmiş olan ya da ihmal veya istismar mağduru olan yaşlılar ile günlük yaşam aktivitelerini desteksiz olarak yerine getiremeyen ve bakım verecek kimsesi bulunmayan yaşlılar”la ilgili yerleştirme prosedürünün yeniden değerlendirilmesini öneririz.
Bu prosedür md.27(ç)(1)’de “kırmızı risk sınıfında yer alan yaşlı, bulunduğu il içinde durumuna uygun bir kuruluşa geçici veya misafir statüsünde yerleştirilir ve… gerekli belgelerin tamamlanmasını müteakip Türkiye genelinde durumuna uygun bir kuruluşta ilk boşalan kontenjana yerleştirme işlemi gerçekleştirilir” şeklinde tanımlanmıştır.
Prosedür Kırmızı risk grubunun gerektirdiği aciliyeti karşılar olsa da “Türkiye genelinde ilk boşalan kontenjana yerleştirme” hükmü, yaşlının hayatı boyunca inşa ettiği sosyal sermayeyi ve mekânsal belleğini bir anda sıfırlayarak ciddi bir aidiyet kaybına yol açma riski taşımaktadır. “Kırmızı risk” grubundaki yaşlının “bakım verecek kimsesi olmaması”, onun tamamen yalnız olduğu anlamına gelmez. Gündelik hayatta selamlaştığı bir komşusu, bir mahalle bakkalı veya uzak da olsa bir akrabası olabilir. Yaşlıyı coğrafi olarak uzak bir kente yerleştirmek, mevcut olan bu zayıf ama değerli informel destek ağlarını tamamen kopararak yaşlıyı kurum içinde mutlak bir yalnızlığa ve sosyal izolasyona sürükleyebilir.
Bu maddenin “yerinde yaşlanma” perspektifiyle yeniden kurgulanması ve “Türkiye geneli” yerine, öncelikle “il içi”, ardından “komşu iller” veya “yaşlının sosyal bağlarının bulunduğu il” kriterlerinin getirilmesi önerilir.
Aynı şekilde yaşlının geçici yerleştirildiği kuruma uyum sağladığı gözlemlenmişse, o kuruluşta ilk boşalan kontenjanın yaşlıya tahsis edilmesi “yaşlının doğal çevresinin korunması” adına daha doğru olacaktır.
IV. “Yerinde yaşlanma” doğru çözüm, Huzurevi bir tercih ve haktır
Derneğimiz, Birleşmiş Milletler’in “Yaşlı Bireyler İçin İlkeler” belgesinin izinden giderek “yerinde yaşlanma”nın en doğru çözüm olduğunu savunmaktadır. Devletimizin temel politikası da budur. Ancak “yerinde yaşlanma” yaşlının “yaşayageldiği evde yaşlanması” şeklinde anlaşılmamalıdır. BM’nin “İlkeler” belgesi de “Yaşlı bireyler, kişisel tercihlerine ve değişen kapasitelerine uyum sağlayabilen, güvenli ortamlarda yaşayabilmelidirler” demektedir.
Ülkemizde yaşlılık yıllarını huzurevlerinde geçirmek isteyenlerin oranı, TÜİK 2023 verilerine göre %5,1 düzeyinde olmakla birlikte, bu oran hızla yaşlanan demografimiz içerisinde onbinlerce bireye tekabül etmektedir ve sayısal karşılığı giderek artacaktır.
Elbette her bireyin öncelikli tercihi mümkün olduğunca bağımsız ve toplumla bağlantılı bir yaşam sürdürebilmesidir. Bu çerçevede huzurevinde yaşamak, bir çaresizlik göstergesi değil; kişisel bir tercih ve temel bir hak olarak tanınmalıdır.
Ancak huzurevleriyle ilgili hemen her söylemde ve düzenlemede yardım ve desteğe muhtaçlık ve hatta yoksunluk ve yoksulluk vurguları öne çıkmaktadır. Yeni yönetmeliğin 60-69 yaş kesimininin kabul koşullarını kapsayan bölümünde de bu görülmektedir. Bu söylem değişmedikçe huzurevleri konusundaki toplumsal algı düzelmeyecektir.
V. Alternatif modeller güçlendirilmeli
Yaşlı bireyler yaşayacakları mekân için karar verirken, onlara bir tercih yelpazesi sunulması toplumsal sorumluluğumuzdur. Bu kendi evinden palyatif bakım merkezine kadar geniş bir yelpaze olmalıdır. Evde destek hizmetleri, erişilebilir sosyal yaşam alanları, gündüz yaşam merkezleri, hareketlilik programları, yaşlı yaşam evleri, sağlık hizmetlerine erişim ve yalnızlıkla mücadele en az kurum bakımı kadar önemlidir.
“Kendi evinde yaşlanma” tercihini “eve kapanma” olmaktan çıkaracak bir seçenek olarak mahalle ölçeğinde, fiziki koşulları uygun, içeriği ve kadrosu doğru kurgulanmış Gündüz Yaşam Merkezleri Dernek olarak bizim de savunageldiğimiz bir modeldir.
Bu bağlamda, yeni yönetmeliğin Md.27.f’de “Sadece sosyal yoksunluk sebebiyle kurum bakım hizmeti talep eden yaşlılar… öncelikle Gündüz Bakım ve Aktif Yaşam Merkezlerine yönlendirilir” düzenlemesi doğru yönde bir adımdır.
Ancak ASHB bünyesindeki Gündüzlü Aktif Yaşam Merkezi sayısının sadece 42 olduğu ve bu tesislerden yararlanan yaşlı sayısının 1.000 civarında olduğu dikkate alınmalı ve bu kapasite -yerel yönetimler de teşvik edilerek- gerçekçi boyutlara getirilmelidir.
VI. Uzmanlık, yeterlilik ve mesleki tecrübe ölçütleri geliştirilmeli
Yönetmelik ASHB’ye bağlı kurumlarda çalışmak üzere Müdür’den başlayıp berber, aşçı gibi destek personeline 20 farklı kadro tanımlamaktadır. Bunların arasında Gerontolog, Yaşlı Bakım Personeli, Ergoterapist, Dil Terapisti ve Din Görevlisi 2001 tarihli Yönetmelikle bulunmayan yeni kadrolardır.
Yaşlılara hizmet götüren bütün kurumlarda Gerontolog istihdam edilmesi ve yetkin konumda çalıştırılması Derneğimizin hep savunageldiği doğru ve elzem bir uygulamadır.
Bu kadrolardan bir kısmının örneğin Fizyoterapist, Diyetisyen, Psikolog) ünvanları yeterlilikleri konusunda bilgi vermektedir, bu ünvanlar Sağlık Bakanlığı’nın ilgili Yönetmeliklerinde tanımlanmıştır.
Ancak kurum yönetiminde kilit konumda bulunan Müdür ve Müdür Yardımcısı ile Tabip, Hemşire ile “yaşlı bireylerin günlük yaşam faaliyetleri, kişisel hijyen, temizlik ve bakım destek hizmetlerini yürütmekle sorumlu” Yaşlı Bakım personeli ve Din Görevlisi kadroları için uzmanlık, yeterlilik ve mesleki tecrübe ölçütleri belirlenmesinin özlenen hizmet kalitesi açısından çok daha iyi olacağı görüşündeyiz.
20 farklı kadronun ASHB’ye bağlı 176 kurumun her birinde bulunması beklenemez. Ancak her kurumda bulunması gereken asgari personeli belirleyecek bir norm kadro çalışması yapılmalı, diğer personelin ise hangi rotasyonla kurumlar arasında hizmet vereceği belirlenmelidir.
VII. Hizmet kalitesi ve yaşlı haklarının gözetilmesi için “üçüncü göz”
Yaşlı yurttaşlarımıza devletin daha verimli, etkin ve kaliteli hizmet vermesini amaçladığı açık olan bu Yönetmelik’te eksikliğini gördüğümüz önemli bir konu hizmet standartları ve kalitesi ile hizmet alan yaşlıların haklarının izlenmesini, gözetilmesini sağlayacak bir mekanizmanın yokluğudur.
Huzurevleri ve bakım merkezleri gibi “kapalı kurum”ların sadece kurum yöneticileri ve bağlı bulundukları makamlar tarafından “içerden” denetlenmesinin İdare’ye sağlıklı geri bildirim sağlayamadığı artık uluslararası düzeyde kabul gören yaklaşımdır.
Bir çok ülkede sadece Huzurevleri ve benzeri kurumları hizmet alanlar, aileleri ve genel kamuoyu adına, bir “üçüncü göz” gibi denetleyen kurumsal mekanizmalar oluşmuştur.
Ülkemizde 2016 tarihli Engelli Bireylere Yönelik Özel Bakım Merkezleri Yönetmeliği Md.59.9’da “..merkezler üye olunan sivil toplum kuruluşu tarafından oluşturulacak bir komisyon marifetiyle yılda bir defa değerlendirilebilir. Değerlendirme sonucu hazırlanan rapor il müdürlüğüne gönderilir ve bu rapor il müdürlüğünce ayrıca değerlendirilir” denilerek örnek alınabilecek bir yol öngörmüştür.
Bu Yönetmelikte benzer bir “üçüncü göz” çözümü oluşturulabilseydi Huzurevleri ve Bakım Merkezlerine duyulan güveni güçlendirecek şeffaf yönetim anlayışı yerleştirilmiş ve hizmet kalitesini artıracak etkin ve maliyetsiz bir reform yapılmış olurdu inancındayız.
VIII. Uzmanlar ve paydaşlarla istişare fırsatları yaratalım
Son olarak bu önemli düzenlemeyle ilgili görüşlerimizi, önerilerimizi Yönetmeliğin hazırlık aşamalarında dile getirememiş olmayı bir eksiklik olarak gördüğümüzü belirtmek isteriz. Bu Yönetmelik yayınlanmadan sadece iki hafta önce düzenlenen II. Yaşlılık Şurası gibi bir platformda, konunun uzmanları ve paydaşlarıyla bu düzenlemeleri tartışmak çok yararlı bir fırsat olurdu diye düşünüyoruz.
Ancak Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı başta olmak üzere bütün yetkili kurumlar ve Derneğimiz gibi gönüllü kuruluşlar ülkemizin yaşlanmayı artık kısa vadeli bir sosyal yardım başlığı olarak değil, uzun vadeli bir yaşam politikası olarak ele almak zorunda olduğu gerçeğini paylaşıyor, bu önemli konuları tekrar tekrar konuşmak için önümüzde pek çok fırsat olacağından eminiz.
65+ Yaşlı Hakları Derneği