Ana SayfaBlogSözel KöşeBeyaz Perdede Yaşlılık: “Sentimental Value”

Beyaz Perdede Yaşlılık: “Sentimental Value”

Mekan, Bellek ve Geç Kalınmış Yüzleşmeler: "Sentimental Value"

Joachim Trier, son filmi Sentimental Value (Manevi Değer) ile seyirciyi sadece bir aile dramasına değil, anıların istiflendiği mekanların ve nesiller arası travmaların anatomisine davet ediyor. Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül’e (Grand Prix) layık görülen filmin hikayesi; başarılı bir tiyatro oyuncusu olan Nora’nın, annesinin kaybı sonrası kız kardeşi Agnes ile bir arada olduğu cenaze yemeğinde başlıyor. Bu durgun yas atmosferi, uzun yıllardır görüşmedikleri babaları, tanınmış yönetmen Gustav Borg’un (Stellan Skarsgård) beklenmedik gelişiyle bambaşka bir boyuta evriliyor.

Gustav’ın bu ani dönüşü, beraberinde Nora’ya sunduğu bir film senaryosu ve başrol teklifi ile anlam bulur. Ancak Nora, kendisini bir gün bile sahnede izlememiş olan babasının bu teklifini kesin bir dille reddeder. Miras olarak gördüğü bu projeyi çekmeye kararlı olan Gustav ise geri adım atmak yerine; festivalde tanıştığı ünlü bir oyuncuya rolü vererek film hazırlıklarına başlar. Bu gelişmeyle birlikte aile içindeki sessiz gerilim kişisel hesaplaşmaların merkezine taşınır. 

Film, yaşlılığı her şeyi telafi eden bir bilgelik dönemi olarak kutsamak yerine; Gustav’ın kendi önceliklerinden taviz vermeyen bencilliği ile pişmanlığı arasında sıkışmış, son derece insani ve kusurlu bir evre olarak resmediyor. Gustav için bu son proje, yaşamı boyunca kaçındığı ‘babalık’ sorumluluğu ve kendi çocukluk travmalarıyla sanatsal bir projeksiyon aracılığıyla yüzleşme çabasına dönüşüyor. Anılarını bir yönetmen refleksiyle manipüle ederek kendi vasiyetine dönüştürüyor. 

Yaşanan tüm olayların en güçlü tanığı ise Nora’nın filmin başlangıcındaki anlatımında adeta nefes alan bir varlığa dönüşen o “aile evi”. Kuşakların sırayla konaklayıp göçtüğü bir bellek deposu olan bu mekan, Gustav’ın yeni filmi için seçtiği çekim yeri olmasıyla stratejik bir anlam kazanıyor. Gustav’ın kamerayı bu eve çevirme kararı, fiziksel bir mekandan ziyade, yıllardır kaçmaya çalıştığı “kendiliğine” bir geri dönüş hamlesi niteliğinde. Mekan burada, kimlik ve aidiyet bağlarını somutlaştırırken, karakterlerin hatalarıyla hesaplaştığı sessiz bir arenaya dönüşüyor.

Gustav’ın evi bir set, kızını ise bir oyuncu olarak görmesi, onun hayata karşı duyduğu mesafeli ama egemen duruşunun bir kanıtı. Bu tutum sadece bir karakter kusuru değil; her şeyi, birer ‘estetik enstrüman’ olarak gören o dokunulmaz sanatçı sınıfının bir yansıması.

Joachim Trier: “Yaşlandıkça her şeyi kontrol etme ve bir miras bırakma arzusu artıyor. Gustav için bu film, kendi hatıralarını başkaları adına (özellikle kızı adına) yeniden kurgulama girişimidir.”

Sentimental Value, geçmişin gölgeleriyle girilen hesaplaşmaların, mekanla kurulan köprülerin ve kuşaklararası sessizliğin nasıl bir “manevi değer” taşıdığını sorgulayan sarsıcı bir anlatı vaat ediyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu web sitesi, Sivil Toplum için Destek Vakfı koordinasyonunda European Bank for Reconstruction and Development ve Turkey Mozaik Foundation destekleriyle yapılmıştır.